Deneme,  Eleştiri,  Psikoloji,  Toplum

Yaşamak ya da Yaşamamak tüm mesele bu

Karanlıkların içinden kalbimizin küçük parçalarını yansıtan yıldızlar var.
Her gün itina ile gecenin içerisinden bize sırıtıyorlar.
Acaba gökyüzü kalbimize benzeseydi, kalbimizde bu denli karanlık olur muydu?
Anlatılacak o kadar duygu, huzur hali, ihanetler varken insan hiçbir hikâyeye yakıştıramıyor kendini.
Yok ya, insanın acılarına da saygıları kalmamış bu insanların. Derdini anlatsan bir dert, anlatmasan bin dert. Neyin var oğlum derler. Ağzını açtığında bu muydu yani üzüldüğün şey boş ver derler. O kadar kolay mı boş vermek.

Sanırım kolay. Çünkü insanoğlu yaşama telaşına o kadar kaptırmış ki kendisini. Her gün sabahın yedisinde uyanır telaşla işe gider haftanın bir izin gününde eğlenmeye bakar. Yemek yer, uyur, TV izler, yürür, konuşur, susar, uyur, uyanır. Birbirini ardı ardına takip eden olaylar. Buna yaşamak mı diyorsunuz siz? Ben diyemiyorum. Rayından çıkmazsa bir anım, farklı bir şey yaşamazsam çok korkarım. Hele ruh halim değişmezse sabit kalırsa yine korkarım. Sürekli mutlu olmakta bana göre değil. O ruh hali her an değişecek ki bana şiirler yazdırsın.

Hah işte en son insanımızdan bahsediyorduk. Bende bayılmıyorum eleştirmeye ama yapacak bir şey yok. Bende bunlardan besleniyorum. Şikâyet değil bakın. Asla şikâyet etmem.

İnsanımız hayatına güzel bir şekilde devam ederken, gündelik işlerini yapıp, sosyalleşip, işine gidip para kazanıp sonra o paranın bir kısmını da ekonomiye yatırırken mutlu olduğunu sanıyorlar.

Bizler, sizler her şey yolunda sanırız, ta ki; bir filmde acıklı bir ana denk gelene kadar. Bilir misiniz? Filmlerde güleriz, ağlarız, duygulanır, korkarız. Bu hisleri tatmamış olan biri bu denli yoğun duyguları hissedemez. Filmlerdeki sahneler içimizdeki kapalı kutuyu dürtüyor. Boğazımıza takılıyor kelimeler.

Asıl yalnızlık nedir bilir misin? Kimsenin seni anlamadığı an yalnız olursun işte. Ben mesela balkondan baktığımda. İnsanlar gelip geçerken, onları biraz izleyeyim kim yalnız yürüyor kim yürümüyor anlarım. Ve özellikle yan yana yürüyen arkadaş grupları olur ya. İki bilemedin üç kişi. Ve yolda giderken mutlaka sohbetler olur. Yolda giderken insanların yüzlerini incelerim. İki kişiden biri konuşur. Ve diğer kişinin konuşulanların sadece ilk beş kelimesini anladığı belli olur. İnsan dünya üzerindeyken bile kaybolabiliyor. Arkadaşlarınızı hele düzgün seçin. Siz konuşurken onların aklı başka yerde olmasın.

Ve tanık olduğum diğer bir konu ise, bu son dönemlerde insanlarının saygısının ve sabrının tükenmiş olması. Kimse kimseye tahammül edemiyor. Bir sözcük sadece kavgaya sebep verebiliyor. Kaç tartışmaya tanık olduğumu ben bilmem tanrı bilir. Ve hepsinin ortak özelliği ise ufak bir konudan patlamış olması. Demek o insanların hayatları o kadar stresli o kadar yorgunlar ki yaşamaya biri onlara saldırsa tüm öfkelerini dökecekler ortaya. Ama tüm kızgınlıkları kavga ettikleri insanlara değil. Hayata, adalete, kendilerine belki.

Kim bilir kaç kişi doğmaktan pişman. Kaç kişi nefes aldığını hissedemiyor. Ve kaç kişi ölümü bekliyor gün ve gün.

Hep böyle üzücü mü konuşacağım? Fark edin diyedir. Ve acılar ağır basar unutmayın.

Hepimiz bu yuvarlak mavi dünya üzerindeysek mutlaka bir sebebi vardır değil mi? Hani deriz ya bazen. Neden zengin doğmadık? Neden bahtsızız. Şahsen aynı fikirde değilim ben. Yerimi yadırgamıyorum. Şehrimi evet bazen.

Reenkarnasyona her şeyden çok inanıyorum. Ya bir önceki hayatında zengin olduysan? Hatta padişah? Savaşta savaştıysan? Hizmetçi olduysan? Dünya üzerinde şu an bile sayısını tam net yazamayacağım kadar çok insan var, bide bunun geçmiş tarihlilerini ekleyin üzerine. 80’li yıllar, 500’ler, M.Ö Tarihe sıkıştırılan insanlar. Bunca insanı tanrının durduk yere yaratması da saçma olurdu zaten. Dünya üzerinden yıldan yıla insanlar çoğalmış, genler değişmiş, iki insandan yeni bir canlı olmuş olabilir. Bu sistem düz böyle devam ediyor da olabilir. Sadece ruhlar şekil alıyorsa.

Tanıştığımız her insanla daha önce bir husumetimiz olduysa? Sonuçta bazı insanlarla daha tanışmadan, bir selamla ısınamayabiliyoruz. Ve bazı insanlarla hiçbir şey paylaşmadan birbirimizi ezbere biliyoruz.

İnsanların saygısızlığından buraya nasıl gelebildik inanın bende bilemiyorum.

Sadece size tek diyeceğim. Hayata neden geldim ben demek yerine. Şikâyet etmek yerine biraz yaşamanızı. Madem buradasın. Güzel anılar bırak kendine. Yarına. Bir kere de oturup geri gelmeyecek geçmişi düşünerek ağlamak yerine şu anın sahip çık. Sahip çıkmazsan kaybedersin. Sevdiklerinin değerini bilmezsen kaybedersin. Sevdiklerin sana yanlış yapmışta olabilir. Yapsınlar. NE kaybettin? Kendini mi? Hayatta yaşadığın her olay maalesef seninle alakalı. Bir başkası yaşamıyor ki sen yaşıyorsun. Yaşaman gerekiyordu sadece. Mutluluğu hak etmek için zor yoldan geçmelisin. Başarıya da öyle ulaşılır. Ha bir de küçük tavsiye. Özellikle iş hayatında kurnazlıktan uzak durun derim. Hele büyüklenmek işiniz olmasın. Devran dönüyor. Koltuk sağlam değil sallanır. Bir koltuk insanın karakterini değiştirmemeli. Öyle bir karakter edin ki. Önüne paralar dökseler satma kendini.
Öyle şeyler yaşa ki, acı olsa bile bir hikayen olsun. Ve sen gittiğinde dünyadan cenazen kalabalık olsun.

Sağlıcakla ve güzellikle. Siz okuyan insanlarsınız. Siz saygıyı ve tahammülü herkesten daha iyi bilirsiniz…

Bir yorum

  • Üzgünüm

    Benim gözümde gerçek yalnızlık insanın sadece rolünü oynamasını isteyen insanların arasında yaşamaktan ibarettir..

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Content is protected !!