Deneme,  Eleştiri,  Toplum

Türk Edebiyatı Neden Yerinde Sayıyor?

Günümüzde birçok yazar kendisini ve yazılarını tanıtmak ister. Kimi yazar bunu bloglarda yayınlayarak yaparken bazıları da çeşitli dergilerde yayınlamak için eserlerini gönderirler. Ne yazıktır ki bu yazarlarımıza dergilerce şans tanınmamaktadır. Nedensizce süregelen bir yazar ayrımcılığı olarak da nitelendirilebilecek bir mantalite izleyen dergiler ve hatta yayınevleri, yazıların niteliğine bakmak yerine yazıların yazarlarına bakmaktadır. Yaşa göre ya da ada göre yazı seçip diğer yazıları değerlendirmeyi düşünmeden güdülen yayın politikaları ile varılacak bir nokta var mıdır bu bir merak konusudur.

Bir genç yazar; yazılarının niteliğini ve etkisini bilip bunu taşımak istiyor olabilir, bundan daha doğal ne var ki zaten? Yakınındakilerin de etkisiyle kendisini bir yazar havasına sokan bu genç, eserlerini paylaştıkça değer göreceğini ve insanlarca saygı gösterilen biri olacağını düşünecektir. Bu noktada da o ülkedeki edebiyata ve edebiyatçıya duyulan ilgisizlik ve saygısızlık kendisini göstermektedir. Toplumun baskısı ve olumsuz yöndeki eleştirileri bu kez de bu yazarı belki edebiyata küstürecek ve o kişi bir daha yazmak istemeyecek, bilemeyiz. Kişilerce dayatılan “konu” baskısı sadece genç yazarları etkilemekle kalmayıp diğer yaşı ilerlemiş, yayınevi ve dergi dilinde yazıları yayınlanmaya layık, yazarlar da olumsuz etkilenmektedir.

Aslında edebiyatın sadece bir lise dersi olarak görüldüğü ve kendisini anlatanlara halk tarafından “edebiyat yapma” denmesi de yazarların önüne engel olmuyor mudur? Oluyordur ve olacak da. Toplumda yerleşmiş olan tabuları yıkmaya çalışanlara ise Orhan Veli ve arkadaşlarının, Garipçiler, başına geldiği gibi “garip” gözüyle bakılmaktadır. Bir yazarın kendisini anlatması eğer “edebiyat yapmak” olarak nitelendiriliyorsa o ülkede o zaman psikologlara gidenler bir edebi eser, psikologlarsa edebiyatçı olmalıdır, gerçi bu mantıktakilere edebi eser benzetmesi edebiyata bir hakaret olarak da görülebilir.

Peki ya yayınevleri? Dergiler şans vermiyorsa yayınevleriyle görüşüp yazılarını toplayıp kitaplaştırsınlar diyen bir grup da var. Azınlıkta kalsa da bu grubun dediği şey biraz da olsa akla yatkın. Buradaki sorunumuzsa yayınevlerinin eserlerin türüne ya da kalitesine değil türüne bakmasıdır. Bir yazar şiir kitabı yazdıysa bunu bir yayınevinden bastırması sanıldığı kadar kolay olmayacaktır. Çünkü ,acı bir gerçekle, şiire duyulan ilgi ve diğer türlere duyulan ilgi arasında çok ciddi uçurumlar bulunmaktadır. Çok satılan bir kitap o yayınevine daha çok gelir sağlar bu nedenli de şiir kitaplarına duyulan ilginin azlığı yayınevine fazla gelir sağlamayacaktır, parasını düşünen yayınevleri ise kitabı değerlendirmeden geri çevirecektir.

En acısı da önüne gelenin kitap yazabiliyor olması değil mi? Yazarlıkla uzaktan yakından alakası olmasa bile parası ve ünlü olduğu için istediği gibi kitap basabilen kişilerin varlığı da yazarların önünü tıkamaktadır. Aklına gelen ve edebi niteliği olmayan sözlerin yazılı olduğu bir sürü kitap yayınevleri tarafından basılırken gerçekten edebiyatı sevip yazan yazarların kitaplarıysa yayınevlerine gelen bir mail olarak bekletilmektedir. Bundan daha kötüsü de var aslında: O niteliksiz kitapların “bestseller” niteliği görmesi. Sokakta yürürken bir kişiye “Ş… S… kimdir?” desek düşünmeden bilir, “üç tane dünya klasiği sayar mısınız?” desek kimin bileceği meçhul. Düşününce ne kadar acı verici değil mi? Edebiyata değer veren bir yazarsınız fakat parası ve şöhreti var diye niteliği olmayan ve boş sözlerle dolu bir kitabın yazarına(!) yayınevleri sıraya girerek baskı için teklif sunuyor.

Bir eserin şans görmemesi görüldüğü gibi yazının niteliğiyle orantılı değil. Yazarın ve yazının elinde olmayan bir sürü faktör ve engel bulunuyor. Önüne geçilemeyen bu engellerinse ortadan kaldırılabilmesi de pek mümkün değil. “Nitelik mi yoksa popülerite mi kazanır?”tartışması edebiyat devam ettikçe her zaman görülecek ve üstüne düşülecektir, düşülmesi mecburi bir ihtiyaçtır.

Edebiyatın yazarlara ne getireceği tahmin edilebilir fakat yazarların edebiyata ne getireceğini o yazar dışında kimse bilemez. Yazarın sırrını içinde yaşaması ve bunu edebiyata aktaramaması belki edebiyattan bir sürü şeyi esirgemek gibi bir durum olacaktır. Eğer bir yazara şans verilirse bu durum tersine döner ve o ülkede edebiyat belki de hiç olmadığı kadar iyi bir noktaya gelecek ve temelinde o fikri atan yazar olacaktır.

Bilinmelidir ki sanatın temelinde insan vardır ve bu yazıları ortaya koyan yazarlar da bir insandır. Her şeyden önce insana saygı için ve ardından emeğe saygı için kim olursa olsun o eser ve eserin yazarı gerekli yerlerce incelenmeli ve gereken şans kendilerine tanınmalıdır.

Avatar

Ozan Saraçlar, 26 Ekim 2002 tarihinde İstanbul'da dünyaya gelmiştir. Lise eğitimini Çevre Koleji'nde tamamlamıştır. Üniversite eğitimine Bahçeşehir Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler bölümünde devam eden Ozan Saraçlar, daha önce yazdığı Cambios En El Sistema Educativo Escolar başlıklı yazısı ile UNESCO tarafından sertifika ile ödüllendirilmiştir. İngilizce, Türkçe ve İspanyolca dillerinde yazı çalışmaları bulunmaktadır.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Content is protected !!