Trakyalı 7 kitabı olan bir yazarımızla röportaj yapalım dedik, o kadar güzel cevaplardı ki, herkesin kendini bulacağını umuyorum. Çünkü her yazarın başından geçmiş olayardır. İşte karşımızda ; OSMAN COŞKUN

1- Günümüzdeki edebiyat hakkında düşünceleriniz nelerdir? Yoksa eski yıllarda daha mı değerliydi?

Osman Coşkun: Edebiyat adına yapılan her şey çok değerlidir ve bir bütündür, dünüyle, bugünüyle, yarınıyla. Bugünkü Edebiyat dediğimiz şeyin kökleri geçmişten besleniyor. Yarın da bugünden beslenecek. Derken, “karanfil elden ele” 😊

2- Her yazar kurgu yazsa bile bir takım kırılmışlıklarla beslenir. Çevredeki insanlar, sevdiklerimiz, hayallerimiz, hayal kırıklığımız, yaşadığımız ufak çaplı aşklar siz hayatınız boyunca edebiyat alanında en çok neyden beslendiniz? Hangi ruh hali sizi yazmaya itti?

Osman Coşkun: Ben yazmaya şiirle başladım. Ve yazmaya başladığım günden beri de hep Faruk Nafiz Çamlıbel’in şu dizelerini şiar edindim; “Varsın seni ömrünce azabın kolu sarsın. Şair! Sen üzüldükçe ve öldükçe yaşarsın.” Bilmem anlatabiliyor muyum? 😊

3- Öyle yazarlar vardır ki, belki hayatında zorluk çekmiş ve öldükten sonra kıymeti bilinen. Siz öldüğünüzde geriye nasıl bir dünya bırakmak isterdiniz? İnsanlara nasıl dokunmak?

Osman Coşkun: Ben öldükten sonra gerisi çok da umurumda değil açıkçası. Yaşarken dokunmaya çalıştıklarım, dokunabildiklerim olmuşsa onlar yeter bana. Sırf bu bile gözümün açık gitmemesi için yeterlidir benim için. Çünkü, ben bu dünyayı değiştirebilmenin çok hayalini kurdum, bununla ilgili ciddi girişimlerim de oldu aslına bakarsan. Yani çapımızın elverdiğince girişimlerdi belki, başım beladan kurtulmadı vesaire. Ama hiçbir şey değişmiyor. Başımın belaya girmesiyle de alakalı olarak Ahmet Kaya’nın söylediği bir kelam var; “bu ülkede başı belada olmayan adama, adam demem ben” demişti.
Gerçi artık daha sakin yaşamaya çalışıyorum. 18 – 30 yaş arası çok hızlı geçti bende. Şimdi 34 yaşındayım. Yolun yarısına çok az kaldı. Yazdıklarım, yazacaklarım, söylediklerim, söyleyeceklerimle dokunacağız, dokunmamıza müsaade eden insanlara. Zira ben ne dersem diyeyim, görmeyene gösteremem, duymayana duyuramam. Bu kadar basit.

4- Severek takip ettiğiniz veya hayran olduğunuz bir yazar/şair var mıdır? Bu kişi hangi yönüyle sizi etkilemiştir?

Osman Coşkun: Nâzım Hikmet! Nâzım Hikmet olması beni etkilemesi için yeterli olmuştur. 😊

5- Türkiye’deki genç yeteneklerin önünün kapandığını düşünüyor musunuz? Siz bu günlere gelirken hangi zorluklarla karşılaştınız?

Osman Coşkun: Kimsenin yolunun kapandığını düşünmüyorum. Ama şurası bir gerçek. Körler sağırlar bir birini ağırlar ortamı var. Bu bir gerçek. Ancak, doğru adımlar atılırsa şayet, doğru işler yapılırsa, o akışın karşısında kimse duramaz. Mutlaka setler yıkılır, filiz verir çiçekler karların arasından. Mutlaka başarı gelir. Adanmışlık hangi işte olursa olsun karşılığını bulur.
Ben yazın dünyasının neresinde olduğumu bilmiyorum açık konuşmak gerekirse. Çünkü hiçbir zaman bir derneğin, sendikanın vesairenin yamacında yer almadım. Popüler kültür yayınlarında yer almadım, dergilerde yazdım evet. Akdeniz Edebiyat Dergisi vardı bir ara, orada yazdım. Fikret Otyam ve Yılmaz Odabaşı da yazıyordu o dergide. Güzel bir işti. YazarKafa Dergisinde yazdım, uzunca bir süre yazdım. Bir dönem editörlüğünü yaptım. YazarKafa hala devam ediyor.
Kimseye eyvallahım olmadı benim. Yazmaya yer bulamadıysam blog açtım yazdım. Yerel gazetelere yazdım. Benim gibi yazan arkadaşlarımla ortak hareket edebilmek için de Edebi Meclis’i hayata geçirdik işte. Kimseye eyvallahımız yok. Kafamıza göre yazıyoruz. Herkesin hayat görüşü farklı, herkes kafasına göre takılıyor. Kimse de kimseye demiyor aga bu nedir? Ben bunu seviyorum. 500 kelimeyi geçmesin saçmalığı beni sıkıyor. O yaratım olmuyor.

6- Sizce insan istediğinde her şeyi başarabilir mi? Bunun için ne gerekir, gençlere yazarlıkla ilgili tavsiyeleriniz nelerdir?

Osman Coşkun: insan bir şeyi gerçek manada isterse, her şeyi başarabilir. Bu her şey için geçerlidir. “Şey”den ne anladığımızla da alakalıdır belki, ama az önce de söyledim. Adanmışlık varsa şayet, başarılmayacak bir şey yok. Gençlere yazarlıkla ilgili tavsiye verecek en son kişi benim. Kaldı ki ben de gencim hala  bunun yanı sıra şu kadar bir tavsiyede bulunayım; okusunlar. Çok okusunlar…

7- Aşk ve edebiyatın sizdeki bağlantısı nedir?

Osman Coşkun: Aşk edebiyattır, edebiyat aşktır… bende böyledir. Ama karın doyurmaz, çay içirir 😊

8- Fotoğraf çekip üzerine resim çizen sanatçılar mevcut, edebiyat alanında nasıl bir değişiklik yapılsaydı güzel olurdu? Sanatsal olurdu? Bir devrim niteliğinde, alışılmışın dışındaki edebiyat?

Osman Coşkun: Devrimler anlatılamaz diye düşünüyorum. Yazmak lazım, kendi yapmadığım bir şeyi, şöyle yaparsak harika olur, devrim yaparız falan demek samimiyetsiz olur. Onun için de çok çalışmamız lazım, çoook 😊 az önce sorduğun soruda Nâzım Hikmet cevabını vermemin sebebi de buydu! Nâzım bir devrim yaptı. Ama bunu kimseye anlatmadı. Yaptı!

9- Çevrenizde duran, her gün yüzlerinize baktığınız insanlar yazılarınızı okuyor mu? Okumayanları fark ettiğinizde ne düşünüp ne hissediyorsunuz? Sonuçta en yakınlarımız bazen bizi tanımıyor, hiç tanımadığımız biri yazılarımıza hayran kalabiliyor.

Osman Coşkun: Eskiden bu durumu çok kafama takıyordum. Artık umurumda bile değil. Yakın çevrem okumuyor. Okumuyor çünkü, benimle oturuyor çay içiyor, benimle dertleşebiliyor. Ben onun için sıradan birisiyim. Ama beni yolda görme ihtimali olmayan birisi, mesela Diyarbakır’dan birisi benim kitabımda yazdığımı okuyor. Okuyunca da saygı duyuyor. Mesaj atacak kadar işi ileriye götürüyor. Böyle çok mesaj aldım. Bursa’dan, Diyarbakır’dan, Antalya’dan, Kütahya’dan, Van’dan. Tanıdığım birisi benim kitabıma para verip almadı şimdiye kadar. Nezaketen okuyan birkaç kişi var hepsi o kadar. Ama inan bu konu beni hiç ilgilendirmiyor artık. Kendileri bilirler.

10- Bu yaşınıza kadar birçok başarınız olmuş ama insanın hedefleri hiç biter mi? Sizin içinizde belki unutulmaya yüz tutmuş, olmasını istediğiniz bir hayaliniz var mı?

Osman Coşkun: Aklıma gelen her şeyi yaptım. Yapmaya da devam ediyorum. Yapmaya da devam edeceğim Can Yücel’in dediği gibi; “medhetmek gibi olmasın kendimi ama, yaşamım benim en güzel şiirim.”

11- Kitap çıkardığınızda ilk ne hissetmiştiniz? İmza günlerinde neler hissettiniz?

Osman Coşkun: Heyecan 😊

12- Sizce ülkemizde sanata, kültüre değer veriliyor mu? Edebiyatçıların emeğinin karşılığını aldığını düşünüyor musunuz?

Osman Coşkun: Evet! Kesinlikle. Edebiyatçıların ama, gerçek edebiyatçıların gerçekten değerini gördüğünü düşünüyorum. Ama öldükleri zaman.

13- Farklı bir meslek seçme hakkınız olsaydı ne seçerdiniz?

Osman Coşkun: Onu hiç düşünmedim de, en büyük hayalim seyyah olmak. Onu da yapacağım. Yakında görürsün beni yollarda 😊

14- Herkes kariyeri veya gündemi sorar ben geçmişi soruyorum, çocukluğunuza insek unutamadığınız bir anınız var mıdır? Sonuçta insanın anavatanı çocukluğudur.

Osman Coşkun: Benim çocukken en çok istediğim şey radyoda program yapmaktı. Ufak bir kaset çalarım vardı. Ses kaydı vesaire yapabiliyordum onunla. Konuşuyor, üstüne müzik çalıyor sonra da rahmetli anneme radyoda yayını gibi dinletiyordum.  2006-2015 yılları arasında çeşitli radyolarda bu isteğimi de aralıksız yerine getirdim. Bahtiyarım  2007-2009’da Devran Radyo vardı, benim kurmuş olduğum. Onu kapatmak zorunda kalmıştım bazı sebeplerden dolayı. Şimdi Edebi Meclis’in yan kuruluşu olarak Edebi Radyoyu açıyoruz. Yakında 😊

15- Son yazdığınız kitabı ne kadar sürede bitirdiniz? Ve ilhamı tam olarak nasıl buldunuz? Bir Hikayesi olmalı?

Osman Coşkun: Son kitap Zehra! 1 ayda yazdım. Şöyle bir hikayesi var aslında. 25 yaşımdayken, 30 yaşımda ilk romanımı yazacağım demiştim. Öyle de oldu, ilahi bir mesaj gibi, oturdum, yanlış hatırlamıyorsam 6 ya da 7 Eylül’dü yazmaya başladım. 8 Ekim’de son noktayı koydum. İsteyince oluyor 😊

16- 22 yaşında bu denli başarılar elde edeceğinizi tahmin edebiliyor muydunuz?

Osman Coşkun: Başarı konusunda emin değilim. 22 yaşımdaki hevesim kalmadı artık. Olsaydı daha da başarılı işlere imza atardım, onu biliyorum.

17- Siz yazarlıkta yol alırken sizi destekleyen kim vardı?

Osman Coşkun: Kendimden başka kimse yoktu.

18- Yazdıklarınız hakkında hiç kötü bir eleştiri aldınız mı, bu sizi nasıl etkiledi?

Osman Coşkun: Hem de ne eleştiriler, ne küfürler. Aman Ya Rabbi! Bunlar şiir mi? Sen şiiri bırak. Saçma sapan şeyler. Ben ilk kitabımı 18 yaşımda çıkardım. Deli cesaretiydi, kabul ediyorum. Ama beni eleştirenlerin, küfür edenlerin ortada bir eseri yoktu. Hiç umursamadım. Ben eleştirileri dinlerim. Bildiğimden geri adım atmam. Benim bildiğim doğrudur. Hayatı boyunca taş üstüne taş koymamış insanların benim yoluma taş koymalarına müsaade etmem. Etmedim, etmeyeceğim. Sanat eleştirmeni, şiir eleştirmeni, film eleştirmeni dediğiniz kişiler, o işi beceremeyen kişilerdir. Bu kadar net!

19- Geçmişten bir edebiyatçıyla arkadaşlık kurmak isteseydiniz bu kim olurdu veya kimler?

Osman Coşkun: Nâzım Hikmet, Ömer Hayyam, Neyzen Tevfik, Can Yücel. Şu kadroyla aynı zamanda yaşamayı çok isterdim.

20- Kapanışı da Osman Coşkun’un bir sözüyle kapatmak ister misiniz? En sevdiğiniz cümle veya hayat felsefesi?

Osman Coşkun: söz benim değil, ama boynumda kolye, kulağımda küpedir; “olan olmuştur, olacak olan da olmuştur, olacak yeni bir şey yok.” Ahmed Amiş Efendinin sözüdür.
Teşekkür ederim.

Buse Malkoç

Yazan:

Buse Malkoç

Buse Malkoç , 22 Ekim 1998 tarihinde Tekirdağ Çorlu'da dünyaya gelmiştir. Lise eğitimini Çorlu Tekniki Meslek ve Anadolu Lisesinde Tekstil Teknolojileri Baskı Desinatörlüğü ve Desenciliği üzerine tamamlamıştır. Üniversite eğitimine Atatürk Üniversitesi Büro Yönetimi ve Yönetici Asistanlığı bölümünde devam eden Buse Malkoç, yazarlık hayatına liseden beri devam etmektedir. Çeşitli dergiler ve haber sitelerinde deneme ve köşe yazıları yayımlanmaktadır. Avare Dergide Genel Yayın Yönetmenliği yapmış, Düşünce Öykü Dergisinde Editörlük yapmıştır. Aynalar Ülkesinin kurucusu ve sahibidir.