• Öykü

    Ormandaki Bebek

    Kırmızılar ve Maviler ülkeleri arasında yıllardır süregelen korkunç savaşın 8.yılıydı. Gökyüzünde kara bulutlar dolaşıyor, her tarafı sis kaplıyordu. Gökyüzünü sarıp sarmalayan bulutlar yüzünden yakında sağlam bir yağmur yağması bekleniyordu. Hava şartları sebebiyle iki taraf da bir günlüğüne ateşkes yapmayı kabul etmişti. Her iki cephede de askerler yemeklerini yiyor, içkilerini içiyor ve yüreklerinden hiç koparamadıkları sevdiklerine mektuplar yazıyorlardı. Sekiz yıldan beri ilk kez iki taraf da bir nebze olsun dinlenebiliyordu. Ateşkesin daha ikinci saatindeyken Kırmızılar ülkesinden bir grup asker arasında eğlenceli bir konuşma geçmekteydi. “Şu anda ne yapsak iyi olur biliyor musunuz?” dedi Ali. “Ne yapsak iyi olurmuş söyle bakayım?” dedi Mehmet. “Bisiklet sürmeye çıksak müthiş eğleniriz” diyerek heyecanla atıldı Ali.…

  • Öykü

    Göçmen Bir Yazarın Günlüğü-1

    Jutta ve Annem   Yıllar önce yemek blogu yazdığım dönemde bir sabah uyanıp da mail kutusunu açtığımda -oldukça erken bir saatti ve evdeki herkes uyuyordu- Jutta adlı bir kullanıcıdan bir e-posta aldığımı gördüm, heyecanla bilgisayar ekranındaki mektup simgesinin üzerine tıkladım. Almanca yemek blogu yazdığım için yabancılardan da sıklıkla blog paylaşımlarımla ilgili, soru ve yorumlar alırdım, hatta bazen tarif veren de olurdu. Bu ilk değildi benim için. Jutta mesajina öncelikle kendini tanıtacak bir kaç cümle yazarak başlamış. Hızlıca okudum. Emekli olacak bir yaştaymış. Uzun yıllar almanca öğretmenliği yaptıktan sonra yaşadığı şehirde bir lisede müdürlüğe terfi etmiş. İlk evliliğinden olma yetişkin oğlu Freiburg’da felsefe bölümünde doktorasını yapıyormuş. 15 yıldır ikinci eşi ile…

  • Öykü

    Benliğimdeki ben

    Düşünmekten korkuyorum artık. Güvenimin kalmadığı akşamlarda elimde bir kitapla sessiz sevdalara dalıyorum. Biliyorum bir gün olsun kimse beni ben olduğum için sevmedi. Her gece saklandığım kendimden sabahları yüz yüze gelmek artık korkutuyordu beni. Aynalara küsen kadınları şimdi daha iyi anlayabiliyordum. Bazen de onların beni anlamasını istiyordum ama sırtlarını dönüyorlardı bana. Sessiz sedasız bir gidişin arkasından akan birkaç damla gözyaşına sarılıyordum. Ben kendimden kaçtığım zamanlarda hep sana geldim ama sen bir kez olsun açmadın kapını. Hep o kapının arkasından bağırdım bencilliğine. Şimdi kapkatı bir kalple yanına geldiğimde bir şeyleri şikayet ediyorsun. Yine beni görmüyorsun. Elimde tuz buz olmuş kalbimle yürüyorum uçurumun üzerindeki köprüde. Dünyanın ne kadarda acımasız olduğunu Sabahattin Ali’yle tartışacak…

  • Öykü

    Anlatıyorum anlıyor musun?

      Önümde beyaz sayfalar, ben susmak istiyorum. Nasıl anlatsam nereden başlasam yaşamaya bilemiyorum. Tek bildiğim hayal kırıklıkları. Kalbi geçtim artık hissetmiyorum. Sokaklardan bir ben geçiyorum, benden geçiyor dünya. İlkleri iliklerimde sende yaşadım ben. Nasıl silebilirim fotoğrafları. Nasıl çıkarırım hayatımdan tek seferde. Zaten ben, sen yapmasan hiç yapamazdım bunu. Hani bir yer zarar verir, acıtır. Öldürür ama sen hala orada zamanını geçirmek istersin ya öyle bir şey. Ölümüm nefesinden olsa, kabulüm. Azrail boşa. Ruhum git der. Kalbim konuşmaz. Bilirim hayatı, ortada sıkışmışlık aslında yaşam. Bedene, dünyaya ve kalbini inciten o sevgiye. Kal diyen anılar. İçimdeki sen. Hiçbir zaman diğer insanlar gibi yolcu edemedim seni, heyecanla el sallayamadım arkandan, su dökemedim yollarına.…

error: Kopyalanmaz, çoğaltılmaz, emeğe saygı!!