• Öykü,  Psikoloji

    Elveda Acınası Dünya

    Soğuk ve rüzgârlı bir sabaha uyandım yine. Bir insan, kendini ne kadar sorgulamak istemezse ben şu an o kadar sorgulamak istiyordum. Gözlerimi her kapadığımda gözümün önünde canlanan şeyler beni artık bıktırmıştı, bunun bir sonu olmak zorundaydı ya da gelmeliydi. “Yeter” diye iç çekmek, yaşamaktan zordu. Kendimi sizin yerinize koyup dünyayı dışarıdan izlemeyi denedim ama başaramadım. Belki de sizin gibi olamadığım içindi, bilmiyorum. İnsanlara yabancı kalamıyordum sonuçta. Oysaki bazı insanlar bunu ne de güzel yapardı, değil mi? Gece size kendisini açıp sabahında karşınızda dertleşen insanların kaçı sizi hayatında tuttu, sayabildiniz mi? Hayır. Saymadınız değil, sayamadınız. Gülümsediniz sadece, acınası bir hayatınızın olduğunu düşündünüz ve makus talihinize bakıp güldünüz. Gözler, ağlamak için vardır…

  • Deneme,  Öykü,  Sanat

    Sonsuzluk Sesleri

    Kulağımın dibinde bir sürü ses vardı, hepsi birbirine benzeyen bir sürü ve birbirine karışan ses. Hangisi kimin sesiydi seçemiyordum. Kalabalığın içinde kaybolmaya başlamıştım, buraya ait değildim, olamazdım. Olamazdım ama neredeydim ki? Nereye ait olduğumu bile bilmiyorum. Kim olduğumu bilmiyorum. Nereli olduğumu veya nerede olduğumu da… Cidden kimdim ki ben? Nereye giden bir yolcuydum acaba? Her şeyi merak ediyordum, her şeyi öğrenmek istiyordum kendimle alakalı ama bir sorun vardı: Beni benden başka kim tanıyordu ki? Hiç kimse tanıyamazdı. Ailem, arkadaşlarım ve sokaktan geçen kişiler… hiçbiri tanıyamazdı, sadece kendimi ben bilebilirdim ama bilmiyordum. Nasıl olabiliyordu bu? Kafamı ele geçiren bu sorular beni öldürüyordu. Kendimi çözmek ne kadar zor işmiş meğer, filozoflar bu…

  • Öykü

    Benliğimdeki ben

    Düşünmekten korkuyorum artık. Güvenimin kalmadığı akşamlarda elimde bir kitapla sessiz sevdalara dalıyorum. Biliyorum bir gün olsun kimse beni ben olduğum için sevmedi. Her gece saklandığım kendimden sabahları yüz yüze gelmek artık korkutuyordu beni. Aynalara küsen kadınları şimdi daha iyi anlayabiliyordum. Bazen de onların beni anlamasını istiyordum ama sırtlarını dönüyorlardı bana. Sessiz sedasız bir gidişin arkasından akan birkaç damla gözyaşına sarılıyordum. Ben kendimden kaçtığım zamanlarda hep sana geldim ama sen bir kez olsun açmadın kapını. Hep o kapının arkasından bağırdım bencilliğine. Şimdi kapkatı bir kalple yanına geldiğimde bir şeyleri şikayet ediyorsun. Yine beni görmüyorsun. Elimde tuz buz olmuş kalbimle yürüyorum uçurumun üzerindeki köprüde. Dünyanın ne kadarda acımasız olduğunu Sabahattin Ali’yle tartışacak…

error: Kopyalanmaz, çoğaltılmaz, emeğe saygı!!