Deneme,  Öykü,  Sanat

Sonsuzluk Sesleri

Kulağımın dibinde bir sürü ses vardı, hepsi birbirine benzeyen bir sürü ve birbirine karışan ses. Hangisi kimin sesiydi seçemiyordum. Kalabalığın içinde kaybolmaya başlamıştım, buraya ait değildim, olamazdım. Olamazdım ama neredeydim ki? Nereye ait olduğumu bile bilmiyorum. Kim olduğumu bilmiyorum. Nereli olduğumu veya nerede olduğumu da… Cidden kimdim ki ben? Nereye giden bir yolcuydum acaba? Her şeyi merak ediyordum, her şeyi öğrenmek istiyordum kendimle alakalı ama bir sorun vardı: Beni benden başka kim tanıyordu ki? Hiç kimse tanıyamazdı. Ailem, arkadaşlarım ve sokaktan geçen kişiler… hiçbiri tanıyamazdı, sadece kendimi ben bilebilirdim ama bilmiyordum. Nasıl olabiliyordu bu? Kafamı ele geçiren bu sorular beni öldürüyordu. Kendimi çözmek ne kadar zor işmiş meğer, filozoflar bu şekilde nasıl yaşayabilmiş bir ömrü?

 

Sesleri anlamlandırmaya çalışırken bir yandan da karşımda, yanımda kısaca etrafımda kim varsa hepsini tanımaya çalışıyordum, öğrenmeyi amaçlıyordum. Burada olduklarına göre bana dair fikirleri de olurdu, olmalıydı yani. Sormak istedim, soramadım, sesim çıkmıyordu o an ne yazık ki. İçimde bir his taşıyordum, çok derinlerde, anlatamayacağım kadar derinlerde. O his beni hayatta tutuyor gibiydi sanki. Ses tellerim boğazıma ağır geliyordu, ağzımı açmak istediğimde çıkan ses hırıltıdan farksız gibiydi. Kendi ağırlığımın altında ezilmeye başlıyordum sanırım. Günler geçiyordu, saatler birbiri ardına ilerliyordu ve dakikalar… dakikalar bana düşman gibi akıp gidiyordu. Kendimi öğrenemeden ölmekten korkuyordum. Biri olmalıydı, olmak zorundaydı. Beni sadece ben tanıyamazdım.

 

Yolumu kaybetmek üzereydim. Aklım beni susturmak için elinden geleni yapıyordu. Kendimden korkmuyordum ama yolumu kaybetmekten bir o kadar çok korkuyordum. Seni bulmalıydım, beni tanıyan ikinci kişi seni bulacaktım ve bir daha asla bırakmayacaktım. Belki birkaç yıl belki bir ömür, hayatım ne kadar sürecekse o kadar süre seni yalnız bırakmayacaktım. Benim için her şey’in tanımı sen olacaktın. Olacaktın ama sen neredeydin? İnsan her şey’ini bu kadar bekletmemeli… Hissediyordum ama çok yakındın bana, bir nefesten bile yakın. Artık bulmuştum seni. Yerinin nerede olduğunu biliyordum, bir tek ikimiz biliyorduk hatta. Aklımın içinde bana söylediğin şeyleri bizden başka bilen kimse yoktu.

 

Seslerin içinde çözebildiğim tek sesi bulmanın mutluluğu içinde yoluma devam ediyordum. Biliyordum bu yol zordu, dikenliydi. Birbirimizi anlamak zorundaydık ama yer yer kavga edeceğimizi biliyorduk ikimiz de bunu kabul etmiştik zaten bulunca birbirimizi, yoksa bu yol gitmekle biter miydi? Bitmezdi, her ne kadar anlamaya yönelik hareket etsek de bitmeyecekti. Çünkü biz ayrılmamak üzere çıkmıştık bu yola, ayrılmadıkça da bu yol bitmeyecekti.

Ozan Saraçlar, 26 Ekim 2002 tarihinde İstanbul'da dünyaya gelmiştir. Lise eğitimini Çevre Koleji'nde tamamlamıştır. Üniversite eğitimine Bahçeşehir Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler bölümünde devam eden Ozan Saraçlar, daha önce yazdığı Cambios En El Sistema Educativo Escolar başlıklı yazısı ile UNESCO tarafından sertifika ile ödüllendirilmiştir. İngilizce, Türkçe ve İspanyolca dillerinde yazı çalışmaları bulunmaktadır.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Content is protected !!