Deneme,  Öykü

Siyah Kanatlı Melek

Zamanın durmasını hatta geri gelmesini istediğim anlardan biriydi bu. Bilmiyordum babacığım. Hastanenin, ruhlarda yankı yapan loş koridorlarında; belki birkaç belki binlerce doktorun uçuştuğunu hatırlıyorum yoğun bakıma doğru. Beyaz önlüklü olanların, birer umut ışığıyla girişlerine tutunan sıcak yürekler, feryat yağmurlarını yağdırmadan usulca köşelerinde sabır taşlarını çatlatıyorlardı. Ben ve güzel habere muhtaç sevdiklerim de bu halde bekliyorduk. Gözlerimiz, göz yaşından oluşmuş bir mayın tarlası sanki, sanki hüzün o yıpratıcı adımını kondurmuş ve çekmeye hazırlanıyormuş gibi ağlamaya hazır bekliyorduk.  Öyle bir yerdi ki bu yoğun bakım önü; insanlar ölümle dans eden yakınlarını beklerken, orada bekleyen dert ortaklarıyla paylaşıyorlardı acılarını. Kimisi üç beş gün bekleyip öyle derdini omuzluyor, kimisi milyon asırlık acıyı tadıyordu küçücük zamanda. İnsanlar değişiyor, isimler, hastalıklar değişiyor ama hüzünler ortak kalıyordu daracık koridorda. Beklemeye başladığım günden o güne kadar yanımdan çokça insan bedenlerini değiştirip, ruhlarındaki acıları bırakmışlardı oraya. Annem ve bir kısım akrabalar o acılarla sohbetlerini yoğunlaştırırken ben oralı olmayıp köşemde, kendi ruhumdaki yırtıkları kapatmakla meşguldüm.  İçimdeki korku günden güne büyümüştü son zamana kadar. Kimseye göstermeden hastanenin arka duvarlarında göz pınarlarımdaki son damlaya kadar ağladığımı hatırlatıyorum. Kimseciklere görünmeden, sanki gizli kapaklı bir iş peşindeymiş gibi saklıyordum içimde ölen umutları. Evet, ölüyordu umutlar. Çünkü küçük çocuk değildim. Çünkü doktorların yatıştırıcı sözleri ardındaki acı gerçekleri sezebiliyordum. Umutları yeşertmeliydim içimde ama zaman kırbacını her vuruşunda sırtıma, kara bulutlar çürütüyordu o küçük umut tohumlarını. Her geçen gün aileden bir kaçını içeriye, yoğun bakıma alıyorlardı. Ama ölüm dem aldıkça hepimizi almaya başladılar o kabirden farksız odaya. Göz yaşları bastırıyordu doktorun kara haber veren sesini. Göz yaşlarım söndürüyordu içimdeki cehennemi.  Orada öylece uzanıyordu bedenin babacığım. Sanki gözlerini açıp “iyiyim evladım” diyecek gibi yatıyordun öylece. Bedenin uzanırken sanki ruhun sarılıyordu bana. Birkaç kablo takılıydı vücuduna. Sanki kıracaktın zincirlerini sanki koparıp atacaktın bedenini hapseden o kabloları. Öylece yapayalnız uzanmış, siyah kanatlı meleğin seni almasını beklemiştin günlerce. Ah babam…  Suskunluğunu sessiz hıçkırıklı ağlamam ile bozmuştum. Ellerini ömrüm boyunca ilk ve son kez o kadar güzel tutmuştum. İlk ve son kez sımsıkı tutunmuştum sana, ilk ve son kez sahiline çıkmıştım. İlk kez avuçlarının içine göz yaşlarım damlamıştı. Hissedememiştin. Ellerinle gözlerimi silememiştin. “Ağlama evladım” diyememiştin. Varlığımdan bihaber masum bir ifade takınmış yüzüne sessizce beyaz elbiselerini bekliyordun. Bana bakmıyordun. İlk değildi elbet ama son kez kırılmıştı sana kalbim. İlk değildi ama son kez öpüp ellerini, son kez bakıp sana çıkmıştım o umutları söndüren odadan. Ayaklarım gitmiyor, arkamda acılı günleri taşıyan bir sel alıp uzaklaştırıyordu beni senden.  Son değildi belki ama ilk kez bende derdimi omuzlayıp gidiyordum senden uzaklara.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Content is protected !!