Öykü

SİHİRBAZIN ÇIRAĞI

SİHİRBAZIN ÇIRAĞI

Zamanın birinde bir saray varmış. Bu sarayda gaddar mı gaddar kral ve kraliçe yaşarmış. En ufak hatayı bile affetmez asıp keserlermiş. Günün birinde kral ve kraliçenin nur topu gibi bir kızları olmuş. Kızlarına Elisa adını vermişler. O kadar masum ve güzel yüzlüymüş ki bakan bir daha bakıyormuş. Gel zaman git zaman Elisa serpilmiş, büyümüş genç bir kız olmuş. Annesi ve babasının iyi birer insan olmaları için her gece yatmadan önce dua ediyormuş.
Elisa’nın çok üzüldüğünü gören sarayın eski sihirbazı;
“Artık bu kadar gaddarlık yeter, ben bu oyunu bozarım.” demiş çırağına.
Çırak:
“Efendim nasıl yapacaksınız?” diye sormuş.
Sihirbaz:
“Bu görevi sana veriyorum, git prenses Elisa’nın tarağını al ve bana getir” demiş.
Sihirbazın çırağı hiç vakit kaybetmeden saraya yaklaşmış ama ne çare, her yer muhafızlarla doluymuş. Nerden gidebilirim acaba? diye düşünürken, saray mahzeninin havalandırması gözüne çarpmış. Korku ve heyecanla havalandırmanın kapağını açıp içeri girmiş. Yakalanırsam ne yaparım diye düşünürken meyve dolu sepet gözlerine ilişmiş. “İyisi, ben bunu krala götürüyorum; der ve kurtulurum” diye düşünmüş. Elinde sepet mahzenden çıkmış. Muhafızlar onu görünce:
“Sen de kimsin nereye gidiyorsun” diyerek yolunu kesmişler.
Bizim çırak korkudan kekeleyerek;
“Bbb bee ben, krala meyve götürecektim de yeni hizmetliyim.” demiş.
Muhafızlar da inanmış ve yolu açmışlar. Hem sarayda hizmetlilerden çok ne var ki, hangi birini tanıyacaklardı. Sonra çırak yavaş yavaş ilerlemiş. Şimdi prensesin odasını nasıl bulacaktı? Kapıları dinleye dinleye yürümeye başlamış. Kapıların birinden çok naif bir ses işitmiş. Bu ses olsa olsa prenses Elisa’nın olmalıydı. Evet evet bu oydu. Prenses odasında oturmuş, şarkılar mırıldanarak saçını tarıyormuş. Çırak da çalmış;
“Prensesim size meyve getirdim.”demiş.
Prenses tedirgin bir ses tonuyla;
“Ben meyve falan istemedim, nerden çıktı bu meyve?”
Çırak:
“Kralımız, kızıma iyi bakın, hastalanırsa kellenizi gövdenizden ayırırım! dedi de bu yüzden getirdim.”
Prenses kıkırdayarak dil ucuyla teşekkür etmiş ve çıkması için beklemiş. Fakat bizim şaşkın etrafta hala tarağı arıyormuş. Bunu fark eden prenses:
“Ne arıyordunuz?” diye seslenince birden irkilen çırak;
“Şeyyy, şey işte! Yaa… Hah size yardım edeceğim bir konu var mıydı prensesim” derken gözü Elisa’nın elindeki tarağa ilişmişti.
Kendisinden beklemediği bir refleksle prensesin yanına fırlayarak;

“Verin saçınızı ben tarayayım” dedi demesine ama prenses bu ani refleks karşısında irkilmişti.
Prenses kabul etmediyse de bizim şaşkın tarağı kaptığı gibi bir iki taramaya çalıştı ve el çabukluğuyla cebindeki tarakla değiştirmiş. Sonra getirdiği tarağı prensesin eline tutuşturup aceleyle odadan çıkmış. Prenses hiçbir şey anlamamıştı. “Bu da kimin nesiydi böyle?” diye söylendikten sonra şarkısına devam etmis. Çırak ise çoktan odadan uzaklaşmış saraydan nasıl çıkacağını düşünüyormuş. Kapıdan asla çıkamayacağını bilen uyanık çırak, tekrar mahzenden geri dönmeyi düşünmüş. “Bu çok zor” demiş kendi kendine ama başka çaresi yokmuş. Mahzene doğru gitmiş. Havalandırmaya yetişebilmek için eşyaları üst üste koymuş. Fakat ne yaptıysa ulaşamamış. Birden gözleri bidonlara ilişmiş. İki bidonu üst üste koyup ulaşmış ancak. Sonunda zorda olsa çıkabilmiş. Ama birden bidonlar devrilmesin mi? Gürültüye koşan muhafızlar onun hizmetli olmadığını anlayacak ve bir daha onu salmayacaklardı.
Çırak, can havliyle kaçıp sihirbazın yanına varmıştı. Varır varmaz tarağı sihirbaza vermişti. Sihirbaz hemen yaptı aklındakini iksiri hazırladı ve çırağına:
“Bunu Kral ve Kraliçe’ye içirmen gerekiyor yoksa bu yaptıklarımızın bir amacı olmaz.” demiş.
Çırak:
“ Ben bir daha oraya gidemem” deyip gelirken yaşadıklarını anlatmış.
Sihirbaz:
“Bizde çareler tükenmez evlat seni onların en güvenilir hizmetlisi yapacağım ve en sadık hizmetlilerini de derin bir uykuda bırakacağım ki kimse senden işkillenmesin.” deyip onu hizmetlinin kılığına sokmuş.
Çırak:
“Ben nasıl gireceğim.” deyince;
Sihirbaz:
“Merak etme gözünü kapat, açtığında kralın odasının önünde olacaksın. Ama sen de dikkatli ol!”
Çırak gözünü açar açmaz kralın kapısının önündeydi, içi ürperdi bir an, kapıyı çaldı. Kralın “Gel” demesiyle huzuruna girdi. Çırak krala eski hizmetlisi suretinde görünüyordu.
“Kralım size bir iksir hazırlattım bunu içince hiçbir zaman hastalık yüzü görmeyeceksiniz bu benim özel tarifimdir.” demiş.
Kral, zaten çok güvendiği hizmetlisine:
“Uzat bakalım neymiş bu çok özel tarif?” deyip kendisine uzatılan özel iksiri içmiş.
Kraliçe’ye de uzatmış, o da bir iki yudum almış sonra; “Bu kalanı da kızıma götür” demiş.
Kral ve kraliçe sanki yeniden doğmuş gibi hissediyorlarmış kendilerini.
“Hemen halkı toplayın çok önemli konuşmalar yapmam lazım” demiş kral.
Tellallar, halkı toplamak için hiç vakit kaybetmeden fermanlar okumuşlar çarşı ve pazarlarda. Halk heyecanla toplanmış kralın ne diyeceğini bekliyormuş. Kral balkonda görülünce herkes hep bir ağızdan “Padişahımız çok yaşa!” demişler. Kral başlamış konuşmaya:
“Kimin bende hakkı varsa gelsin alsın, benim kimde hakkım var ise helal-i hoş olsun. Bütün diyeceklerim bu kadardır” deyip içeriye girmiş.
Halk şaşkın bir şekilde ne olduğunu anlamaya çalışmış. Bir uğultudur kopmuş. Hakkı olan olmayan dizilmiş sarayın kapısına, kral her gelene keseyle altın vermiş. Tabi altını gören sıraya girmiş. Herkes altınını alıp ayrılmış saraydan. Zaman akıp gitmiş derken kral kızını evlendirmeye karar vermiş. Kiminle evlendireyim diye düşünürken bizim hizmetkâr aklına gelmiş. Çağırmış onu, fakat hizmetli ben size öyle bir iksir vermedim demiş. Kral, “bu işte var bir iş” diyerek yine meydanlarda fermanlar okutmuş. Tellallar durmadan;
“Ey ahali! Kralımız bize iksiri içiren her kimse gelsin, ona kızım Elisa’yı vereceğim diye ferman buyuruyor. Duyduk duymadık demeyin!”
Bunu duyan sihirbaz, hemen çırağına;
“Hadi bakalım evlat, sarayda yaşamaya ne dersin?”
Çırak:
“Ben orda yapamam, sana çok alıştım küçüklüğümden beri. Ben, seni bilir seni tanırım.” dediyse de sihirbaz onu ısrarla göndermek istemiş.
Tabi çırak, Elisa’yı gördüğü andan beri aklından çıkaramıyormuş. Beline kadar inen uzun kahverengi saçları, kehribar gözleri, hele o masumane bakışları… “ah” diye iç geçirir “ben kim o kim” diye. Sonunda sihirbazın ısrarına dayanamayıp gitmiş sarayın önüne. Bakmış ki sarayın kapısına genç yaşlı kim varsa sıraya dizilmiş prensesle evlenmek için. Haftalar, aylar geçmiş anca sıra gelmiş bizim çırağa. Kral, onu görür görmez vitamini verenin o olduğunu anlamış.
“Gel bakalım evlat” demiş. “O neydi öyle?” diye sormuş.
Bizim şaşkın çırak anlatmış bir bir olup bitenleri. Sinirleri yatışmış olan kral, katıla katıla gülmüş içine düştüğü duruma. Hemen kızını çağırmış. Kızı çırağı gördüğü günü anımsamış hemen. “Saçlarımı acıtırcasına tarayan o şaşkın” diye kıkırdamış. Kral onları evlendirmeye söz verdiği gibi sözünde durmuştu. Hemen düğün hazırlıklarına başlanmış kırk gün kırk gece düğün yapmışlar ve ömür boyu mutlu bir hayat yaşamışlar.

  • Esra Baykara

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Content is protected !!