“Uyan, gözlerini aç ve karanlığa can ver…”

Her sabah olduğu gibi, bu sabah da aynı cümle kulağımdaydı. Saat; son birkaç günde olduğundan farksız, yani gece üç sularıydı. O saatlerin insanda ne uyandırdığını biliyorum ve evet o uyandırdığı şey belki de benim çok yakınımdaydı. Gecenin bu saatinde, böyle iç ürpertici bir fısıltıyla uyanmayı elbette kimse istemez, benim gibi aklı kaçık biri bile… 

Ses her ne kadar kısık olsa da evin her yanından geliyor gibiydi. Başlarda kulak asmamaya çalıştım, bunu yaptıkça daha da artmaya başlamıştı. Etrafta neler olup bitiyordu, hiçbir fikrim de yoktu. Havanın yağmurlu ve şimşekli olması her korku filmindeki klişe sahnedir sanırdım, değilmiş. Aynı olay başıma geldiğinde anladım bu tip şeylere gülünmemesi gerektiğini, çünkü şu an korkuyu iliklerimde hissediyordum. Cama doğru gittim, etrafta hiç ışık yoktu, sadece zaman zaman düşen yıldırımların ve çakan şimşeklerin ışıkları geliyordu. Dakikalar geçtikçe titremem artmaya başlamıştı, mantıklı düşünemiyordum. Önünde durduğum camı açmaya karar verdim, elimi uzattım ve elimin üzerinde bir nefes hissettim. Yine aynı nefesti, o sesin saklı olduğu nefes… 

Rüzgar, her geçen saniye daha da güçleniyordu. Evin içine yayılan soğuk bile yeterince tüylerimi ürpertiyordu. Işıkların yanmayacağından emindim ama yine de açmayı denedim, yanılmadığımı anladım. Işıksız, soğuk ve ıssız bir evde yalnız başımaydım. Buraya nasıl geldiğime dair bir fikrim yoktu, bu sesi kendi evimde de duyuyordum ama burayı ilk kez görüyordum. Kim getirmiş olabilirdi ki? Aklımı kurcalayan bin türlü soru vardı ve benim bunları düşünmeye vaktim yoktu. Bilmiyorum, belki de son vakitlerimdi.

Evin içinden daha farklı sesler gelmeye başlamıştı. İşin kötüsü evin her köşesi aynaydı ve o aynalar gözlerimi alıyordu. Bakarsam neler olacaktı, nasıl bir hale düşecektim acaba? Biri bana kötü bir şaka yapıyor da olabilirdi, sonuçta arkadaşlarım korku filmlerini sevdiğimi biliyorlardı. Yok, onlar bile bu kadar ağır bir şaka yapamazlardı… Hareket edememeye başladım, karanlığın içinde eşyalarımı arıyordum. Görmekte zorlandığım için mecburen hissederek aramak zorundaydım ve bu pek akıllıca bir hareket değildi. Korku işte, mantığı yok ediyor… Telefonumu bulabilirsem feneri ile önümü görebilirim diyordum, o sırada telefonuma gelen bir mesajla titredim. 

“Aynaya bak.” yazıyordu gelen mesajda. Bilinmeyen bir numara olsa da olduğum yeri biliyordu bu kişi. Bakmamam gerektiğini biliyordum ama kendimi tutamadım ve baktım. Birkaç dakika boyunca hareketsizce kendimi, göremiyor olmama rağmen, izledim. Aradan birkaç dakika geçti ve bir yansıma gördüm, bayılacak gibi olduğumu hissettim. Başım dönüyordu ve ellerim tir tir titriyordu. Evin içinden gelen gülme sesleri, kafamın içinde yankılanıyordu. Buradan çıkamayacağımı anlıyordum, sanki buradaki şey her ne ise o da bunu biliyordu. 

Çok büyük bir evde değildim, kapı çok uzakta olmamalıydı. Açık olabileceği umuduyla kapıyı aramaya koyuldum. İçimde hâlâ bir his vardı, evin içinde bir şeyler sürekli yer değiştiriyor gibiydi sanki. Çıkışı olmayan bir labirentin içinde gibiydim. Döne dolaşa kapıyı buldum, en azından bulduğumu düşünüyordum. Dışarı adımımı attığım zaman yerlerin kaygan ve çamurlu olduğunu hissedebiliyordum. Yağmur ve şimşekler devam ediyordu. Dışarının evden daha güvenli olduğuna emindim. Yürürken kafama takılan bir şey olduğu hissine kapıldım. O aynadaki kişi bana çok benziyordu. Kendimi mi görmüştüm, kendimi gördüysem neden kendime böyle bir şey yapayım ki? Değişikti. Arkamdaki nefesleri hissediyordum, adımlarımı hızlandırdım hatta yavaş yavaş koşmaya başladım. Böyle bir havada koşmak belki de en aptalca hareketti, önümü bile görmüyorken koşmanın bedelini ödedim ve takılarak düştüm. Kafamı vurduğumu, alnımdan akan kanlardan hissediyordum. Gözüm kararıyordu, görüntü bulanıktı. Gözlerim kararmadan önce, evde gördüğüm yansımayı tekrar gördüm, bu kez emindim. O kişi bendim. 

“Kanaması çok, hızlı hareket etmeliyiz. Nasıl olmuş bu olay, nerede olmuş? Kim yapmış, durumu ne?”

Bunlar, net olmasa da duyduğum seslerdi, sanırım hastaneye gelmiştik. Kim getirdi acaba beni ve nasıl buldular? Gözlerimi yavaş yavaş açıyordum, başımda çok sinir bozucu bir ağrı vardı. İki yanımda da doktorlar duruyordu ve bana bakıyorlardı. Çok kan kaybetmişim fakat durumum şimdilik iyiye gidiyormuş. Önlem amaçlı birkaç gün hastanede kalacakmışım yine de. Buraya nasıl geldiğimi sorduğumda verdikleri cevap kanımı dondurdu. Evimde bulmuşlar beni, gözlerimi kör etmek üzereymişim. Peki ya o ev, o sesler?.. Yattığım yatağın karşısındaki aynayı başta görmemiştim, gördüğümde yine korkmaya başladım. Travma mı olmuştu bilmiyorum ama ayna gördükçe başıma bir şey geleceğini düşünüyordum. 

Rüyamda gördüğüm bir şeyin, nasıl gerçek hayatta bir etkisi olabilirdi ki? Madem o evde olanlar gerçek değildi, o zaman rüyada olmalıydım. Gözlerimi kör etmek üzereydim ve başımı bir yere çarpmıştım, bunlar gerçekti. Neler oluyordu anlamamıştım. Yorgundum ve bu düşüncelerle daha da mayıştım. Gözlerim kapanıyordu, o yansımayı görmek istemiyordum. Görmemeliydim… 

Olmaz sanıyordum, tekrarlıyordu. O sesler, yansımalar… hepsi yine aklımdaydı. O sesi yine duydum, sonu yoktu bunun. 

“Farkına vardığında çok geç olacak!” 

 

Avatar

Yazan:

Ozan Saraçlar

Ozan Saraçlar, 26 Ekim 2002 tarihinde İstanbul'da dünyaya gelmiştir. Lise eğitimini Çevre Koleji'nde tamamlamıştır. Üniversite eğitimine Bahçeşehir Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler bölümünde devam eden Ozan Saraçlar, daha önce yazdığı Cambios En El Sistema Educativo Escolar başlıklı yazısı ile UNESCO tarafından sertifika ile ödüllendirilmiştir. İngilizce, Türkçe ve İspanyolca dillerinde yazı çalışmaları bulunmaktadır.