Öykü,  Sanat

Mutluluyken Vedalaşmak

Lise yıllarımın başlarındayken kendi halinde ve çevresinde az insan olan ve kendisini gönül meselelerine kaptırmış biri değildim. Daha böyle yakın olarak nitelendirebileceğim arkadaşlarımla her lise öğrencisinin yaptığı şeyleri yapardım. Birini sevmeyi aslında hiç düşünmemiştim, nedendir bilmiyorum. Pişman olmaktan korkarak yaşayan biri olmadığım gibi bir o kadar da sevip kendime yakın gördüğüm kişileri kaybetmekten hep korkardım. Kız arkadaşlarım yok değildi ama arkadaş gözüyle bakmanın ötesine geçtiğim biri var mıydı işte onu bilmiyordum.

Dedim ya, sevdiklerimi kaybetmekten hep korktum diye. Demeseydim dediğim yıllara girdiğimi anladığımda çok geç olmuştu. Korktuğum iki şey de başıma gelmişti. Biri zaten sevdiğim birini kaybetmekti, öbürü de birini sevmek. İnsan sevmekten neden korksun ki ya da birini neden sevmesin? Kulağa ilginç geldiğini biliyorum ama bazı şeylerin de böyle yaşanması gerekiyordu işte, ne yapabilirdim? Korkularımla yüzleşmekten başka çarem olmadığını biliyordum.

Lisenin sonlarına gelirken yapmıştım işte ilk hatayı, birini sevmeyi. Onu o kadar sevmiştim ki anlatamam. Hayatımda ilk defa birini gördüğümde kalbim ağzıma geliyordu. Duruşu, yürüyüşü, konuşması, kısaca akla gelecek her yönü çok güzeldi. Çok sevdim diyemem ama değer verip kalbimde yer edinmesine izin vermiştim ki bu bile benim için o zamanlar çok fazlaydı. Ne yaptığıma dair en ufak fikrim yoktu, tek bildiğim onu sevdiğimdi. Adı gibi güzel gözleri vardı, gülünce pek güzel bakardı ama kızınca insanı titretebilirdi. Yine de seviyordum işte, hataysa hata kim ne derse desin. Böyle güzel gülen birini bulmuşken neden onu milletin birkaç lafına bırakayım ki?

Aslına bakarsanız mutlu olmak gibi bir beklentim de yoktu ama o bu düşüncemi bir nebze de olsa değiştirmişti. Birini sevebileceğimi bana gösterdikten sonra şimdi de mutlu olabileceğimi göstermek üzereydi. Bu mutluluğun temeline bakarsak da altında sevdiğim bir dil yatıyordu. İspanya’da yaşamayı düşünen biriydim bu yüzden de İspanyolca üstüne çalışmak zorundaydım, kendisi de aynı dili seven ve çalışan biriydi. Okulda kaldığımız bir kursta kesişmişti yollarımız. O zamanlar düşünmemiştim aramızdaki olayın bu noktaya gelebileceğini. Yakın iki arkadaş arasındaki samimiyet ne kadar olabilirse bizde de oydu işte durum ama biliyordum ki bu durum geçiciydi. Dildeki yetkinliğim ondan iyiydi, eğitmenimizle bu yüzden İspanyolca konuşurdum sadece ancak o İngilizce ağırlıklıydı ve ne zaman İspanyolca’ya dönsek sürekli bana bakar ve serzenişlerde bulunurdu. O halleri bile o kadar güzeldi ki, aklımdan çıkmaz.

İçim her zaman kıpır kıpır olurdu onu görünce, arkadaşlarım artık şüphelenmeye başlamıştı. Bazıları soruyordu da hatta, bu halim sürerse işim işti. Gel zaman git zaman işler ilerledi, yani benim gözümde, samimiyetimiz gözle görülür şekilde ilerlemişti ama. Bir gün yine kurs çıkışında seslenmişti. Anladım ki bir şey soracaktı ya da konuşmak istiyordu, durdum. Konuşmadı bir süre yüzüme baktı, sonra konuya girdi. Sınav yaklaşmıştı, heyecanlıydı ve korkuyordu. İstediğini alacaktı emindim ama ona yardım edemiyordum, bu da beni sinir ediyordu işte.

O yıl böyle geçmişti. Gülüp eğlendimiz bir yıl olmuştu biz iki arkadaş için. Sonraki yıl, yani lisedeki son yılımda, işler istediğim gibi gitmemişti. Arkadaşlığımız yılın başlarında sürüyordu ama ben artık kendimi yiyip bitiriyordum onunla ciddi bir şekilde konuşup konuşmamak konusunda. Arkadaşlarımın desteği beni her zaman ayakta tutmuştu yaşadığım facialardan sonra ama eğer onunla bir facia yaşarsam o zaman aynısı olamayabilirdi.

Kafam çok karışıktı ve bir sürü düşüncenin içinde gidip geliyordum. En kötüsü de bu yolculukta tek başıma olmamdı, ne güzel olurdu şimdi yanımda biri olsa… Yoktu ama ve olmayacaktı, bu işe kendim başlamıştım. Sonunu bilmiyordum, bilmeye de niyetim yoktu ama bitirmeye can atıyordum. Acele edersem bir çuval inciri batıracağım aşikardı ama olsun, artık ne olacaksa olmalıydı. Kendi zincirlerimi kırıp birini sevmeyi başarmıştım, bunun sonunu merak etmek ve bir an önce getirmek hakkımdı.

Son senem olduğu için bir yandan da üniversite sınavına hazırlanıyordum. Bu karışık süreç sınavı da etkliyordu ne yazık ki. Çalışamıyordum onu düşünmekten, iyi hissetmiyordum soğuk tavırları olduğunda çünkü. Belirsiz bir yolculuktaydım, tek başımaydım ve geleceğim de söz konusuydu. O kadar zor geliyordu ki hepsini birlikte götürmek…

En sonunda dayanamadım ve ona yazdım. İçimden ne geliyorsa yazdım, tamamen zihnimin esiriydim o dakikalar. Yazdığım zaman da keşke akla yatkın bir zaman olsa. Hangi akla hizmet gecenin bir vakti yazdım ki?! Beklemeye başladım çaresizce. Zaman geçti dönen olmadı, büyük bir suskunluk hakimdi. Mesaj beklediğim kişi bir türlü cevap yazmak bilmiyordu. Neyse bu bekleyiş de bitti işte sonra. Yazdı ama keşke yazmasaydı dedirterek yazdı. Teklifimi kabul edemeyeceğini yazmıştı fakat arkadaş olabilirmişiz. İnanmak istemesem de inanıp öyle kalmak istedim, o da hata oldu…

Bir insanı sevmenin bu kadar can yakacağını o gün ilk kez sevmeyi başardım kişi öğretmişti. Hiçbir şey üzmese bile bu o kadar üzmüştü ki anlatamam. Ben onu severek kalmıştım ama o ne yapmıştı bilemiyordum. Bu kadar zor muydu gerçekten sevmek, değer vermek? Anlam verememiştim, belki hâlâ veremiyordumdur onu da bilmiyorum.

Çok şey vardı bilmediğim ama bildiğim de birkaç şey vardı. Onu son kez gördüğümde, arkasından baktığımda içimde yanan hüzün meşalesini hiçbir zaman unutamadım. Onu son kez gördüğüm yer, onu ilk kez gördüğüm yerdi ve görmeye devam ediyordum. Rüyalarımda sık sık ziyaretime geliyordu.

Onu hep sevdim ve bunu ona belli ettim. Karşılık alamadım. Belki o da beni sevdi ama belli edemedi, neden olmasın ki? Sonuçta, birbirini gerçekten seven kişilerin sonu hep üzüntüyle bitiyordu. Bizimki de bu yüzden üzüntüyle bitmiş olamaz mıydı?..

 

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Content is protected !!