Öykü,  Psikoloji,  Sanat

Karanlık Dünya’nın Yaraları

“Kendi karanlığımda bırakın beni!” bu serzenişi tanıdınız mı? Muhtemelen hayır, tanıyamadınız. Hiçbirimiz tanıyamadık demek daha doğru olur. Bu serzeniş, ruhunda yaraları olanların serzenişidir. Sokak serserisi olmuş hayallerin, elden ele gezen acıların veya anıların bize sessiz haykırışlarıdır. Ama biz bunları tanımayız ki…

İnsanlık işte ne kadar da korkak bir tanım. Elimizde olsa ne kadar da isteriz değiştirmeyi değil mi? Kendi istediğimiz senaryoları empoze etmeyi isteriz herkese ama edemeyince de küseriz ve sırtımızı döneriz. Ne kadar da korkağız aslında, ne kadar acınası haldeyiz. Yüzleşmekten korktuğumuz ne varsa çevremize o sıfatı yüklemeyi ne de çok severiz. Kaybolduğumuz sokaklarda birilerini arayıp yardım alacakken onları da kaybetmekten aldığımız zevki kim anlatabilir?..

O kadar sıradanız ki günlerimiz bile birbirinin aynısı. Matruşkadan farkı olmayan günlerimizin küçülen tek yanı hayatta kalan dakikalarımız. Nasıl geçireceğimizi bilmiyoruz, öğrenememişiz, öğretmemişler. Bizi sevdiğini iddia edenler bile yardım etmiyor, ne yapabiliriz? Haklıyız, yani kendi mahkememizdeki hükme göre haklıyız. Dünya Mahkemesi’nden çıkan kararı biliyor muyuz? Bilmiyoruz.

Dedik ya günlerimiz o kadar sıradan ki matruşkadan farkı yok. Bunu ispatlamak da hiç zor değil, keşke zor olsa, bunu sizler kadar ben de isterim herhalde. Neden hayatımı bu kadar kolaylaştırmak isteyeyim ki? Her sabah gözünüzü açtığınızda hep aynı duvara bakıyorsunuz, ardından aynı masada ve aynı yemek takımlarıyla, aynı kahvaltıyı ediyorsunuz. Sonra duşa giriyorsunuz, bazılarınız bunu kahvaltıdan önce yapıyor, sonra aynı işe gitmek için aynı kombinleri farklı kıyafetlerle yapıyorsunuz. Arabanızla aynı yollardan geçip aynı yüzleri görmek için aynı ofise gidiyorsunuz. Size verilen klasikleşmiş görevleri aynı tarzda yapıyorsunuz. Günün sonunda yorgunluğun ele geçirdiği bedeninizi de alıp iki kişi olarak eve gidiyorsunuz, oysaki güne tek kişi başlamamış mıydınız?

Anlamıyor değilsiniz aslında sözcüklerimi, sadece anlamak istemiyorsunuz. “Yine ne diyor bu, geçmiş karşımıza bir şeyler mırıldanıyor?” dediğinizi de hissediyorum. Yüzleşmek zorunda olduğumuz gerçekleri saklarsak hayat zaten tozpembe olur, önemli olan yüzleşerek hayatta bir şeyleri güzelleştirmek. Kendimizde yol haritası çizmek zorunda olduğumuzu biliyorsak bunu yapmıyorsak da bizim insanlık suçumuz da budur.

Gözünüzü rahat kapatmayı hepimiz ne kadar da çok isteriz ama… Bugün her şeyi kendime yakışacak şekilde yaptım diyebilmeyi isteriz. Peki, kaçını yapabiliriz? Okyanustaki bir damla kadarını, belki de daha azını.

Sözcükleriniz sanki ağzınızdan artık çıkamıyor gibi, gücünüz kalmadı galiba. Sizler de hayattan kopuyorsunuz işte. Günbegün, hissetmeden ve yavaş yavaş, ayrılıyorsunuz bu dünyadan. Bedeniniz kalıyor olsa da ruhunuz artık bizimle değildi.

İnsanın yeryüzünde var olma amacını sorgularız ara sıra. Bir sonuç bulamamak pahasına da olsa yaparız bunu. Beklediğimiz de olur aslında günün sonunda, sonuç bulamayız. Peki neden bulamayız, biliyor muyuz nedenini? Kimimiz biliyor olsa da büyük çoğunluğumuz bilmiyordur. Bana sorarsanız bilip bilmediğimi, sizden fazla bilgim olduğunu diyebilirim. Neden demeyin, çünkü siz yaşamıyorsunuz ve sadece olanın peşindesiniz. Bu da yaşamak değildir, ölerek yaşamaktır. Nedenine gelirsek aslında çok basit. İçimizde olanı biteni bilmiyoruz, bunu düşünmüyoruz, düşünemiyoruz ve en büyük hatamızı yapıyoruz. Aslında düşünebilsek istediğimiz her soruya bir cevap alırız ya…

Çok uzun lafların insanı olamadım o yüzden toparlayıp size son cümlelerimi aktaracağım, ardından da çözülmeyecek bir düğüm atıp gideceğim. Diyeceğim o ki, sizi her zaman sizden iyi bilen bir şey vardır. Bu bir kişi değildir her zaman, belki bir objedir. Ruhunuzdan bir parçayı sakladığınız objeler sizi yaşatır, onları kaybetmeniz demek hayatta da kaybettiğinizi anlatır. İçinizdeki sizle yüzleşemediğiniz her dakika, aslında hayatınızdan çaldığınız da bir dakika olabilir.

Karanlığınızda yalnız kaldığınız mutlu bir hayat yaşamanızı umut ediyorum…

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Content is protected !!