Öykü,  Psikoloji,  Sanat

İçten Kanayan Yaralar Zehirler

Bizim gibi kalbinde yarayla doğanlar bilirler yaşadıklarımızı. Sevginin insanın içine işleyen bir zehir oluşunu yaşamışızdır hepimiz bir gün. Ellerimiz, kalbimiz, gözlerimiz ve daha fazla parçamız, en az bir kere acı çekmemiş midir? Hissetmemiş miyizdir acaba öldüğümüzü içten içe? Kendimizle baş başa kaldığımız dakikaları değerlendirmeyi düşünürken nasıl bir acı çekmiş olduğumuzu düşünüyoruz aslında her geçen dakikanın içinde. Bu his, içimizi kemiren, bizi günden güne yıldırmaktaydı. İnsanları tanımıyor olduğumuz hissini damarlarımıza aşılıyordu bir yandan da. Güneşin batmadığı ilişkilere güneş olanların bile hayatınızı koskocaman bir karanlığın içine bıraktığı günleri yaşıyorsunuz belki de sizler de. Bu zehri paylaşan paydaşlarız aslında hepimiz, biz insanlar, ne yazıktır ki böyle şanssızızdır.

Aslında ben de öyle bir yaralı yolcuydum. Tabii sizler tanımıyordunuz beni, ah bir de tanısaydınız… Hayatta insanlara kendimi tanıtmak dışında çok bir şey yapmadığım için bu haldeydim zaten, bir de size karşı bu hatayı işlememeliydim. Çektiğim acıların temelinde var olan tek bir şey vardı aslında. Aşk, gerçi ben inanmıyordum ona o yüzden sevgi diyorum. Kalbime saplanmıştı bu ok günün birinde, tarihi defterimde yazmaktaydı velhasıl aklımda kalmamış. Aklımda kaldığı yönlerini hatırladıkça fark ettim ki onu unutamıyorum. Ben de oturdum bir gün yeni çözümler bulmak için. Damarlarımda dolaşan zehri nasıl atabileceğimi düşündüm, düşündüm, düşündüm… Sorarsanız ne bulduğumu, sizlere hiçbir şey demek dışında bir cevabım ne yazık ki olamayacaktı. Belliydi ki düşünerek olmayacaktı bu iş, zamanda saklıydı formülüm. Bu kez de sadece bekledim, günler geçti, aylar geçti fakat sonunda geçmeyen tek şey kalbimde taşıdığım yaralarımdı. Sarmaya uğraştığım ama sardıkça daha da kanamakta olan yaralarım, iç kanama geçirmemi sağlıyordu. Kalbimin gücü azaldıkça ben de dayanamıyordum günbegün.

Bir gece, uykum kaçmıştı, gözlerimi açtım ve saate baktım. Saat daha dört sularındaydı, güneş yoktu. Evimin bahçesinden gelen su sesleri, havadaki kuş sesleri ve birkaç uçak sesi dışında başka bir şey yoktu. Düşündüm, bekledim ve buldum. Beklediğim an beni kendiliğinden bulmuştu. Etrafıma baktığımda gördüm masadaki kağıt ve kalemleri. Aklıma ilk başta yazmak gelmemişti aslında. Biraz düşündükten sonra, yaklaşık beş dakika kadar, masanın başındaydım. Bu kez de ne yapacağımı düşünmemiştim. Çizmeyi düşündüm, vazgeçtim ve yazmaya karar verdim. İçimi kemiren duyguları ilk kez o an dışarı farklı bir kaynakla aktarmıştım. Bu yaptığımı başlarda kendime kabul ettiremesem de ilerleyen zamanlarda kalemim dışında bir şeye güvenemeyeceğimi henüz bilmiyordum.

Dedim ya, durumum pek iyi değildi diye. Gerçekten de değilmiş aslında. Yaşadığımı bilmiyordum çünkü. Kim olduğumu bilmiyordum, varlığımı da, yaşama amacımı da… Yaşamakta olan bir ölü olduğumu düşünüyordum aslında ve bu gerçeğe adapte olmaya da başlıyordum. Sonra bir gün hayatımı değiştiren birini tanıdım, ilerisini bir kereliğine düşünmemek istesem de olacağı biliyordum. Kendime bir şans vermeye karar verip yaşadığıma inanmayı deneyecektim, en azından bir kereliğine de olsa bunu görmeliydim. İlk defa kıyısını bilmediğim bir sahile gelmiştim. Hayatımdaki birçok ilki; o gün, o denizde yaşayacağımı biliyordum. Korkularım elbette vardı ama başa çıkacak güçteydim, en azından bir süre başa çıkabilirdim.

Tanışmak istemeyip ama tanıştığımızda çok güzel şeyler yaşayacağımız çok fazla kişi olduğunu hemen fark edemiyoruz aslında. Her insanda olan bir sorun da buydu. Belki de bu yüzden damarlarımızdaki zehir kolaylıkla yayılıyordu. Panzehir arıyor muyduk ki zehirden kurtulalım? Yaralarımızda takılıp kalmıştık. Kanamasınlar diye hareket bile etmiyorduk. En büyük yanlışı yapıyorduk kendimize ve bunu iyiliğimize sanmaktaydık, ne acı ama… Pişman olduğumuz dakikalarda ise kendimize lanet ediyorduk. Neden? Neden, biliyor muyuz? Hayır. Hiçbir şeyin bilincinde değiliz. İnsanları değil, kendimizi düşünüyorduk. Oysaki ilacımız ya da panzehrimiz, yeni hayatlarda saklı olabilirdi. Güvenmeyi içimize dert ediyorduk yer yer de. Haklıydık da bazı noktalarda. Haklı olarak da kalıp, yaşayıp, ölecektik. Sustuğumuzda ise anılarımız ve haklılıklarımız, bizimle tarihte yer edinecek ve sonsuza kadar yaşayacaktı.

 

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Content is protected !!