Bu bir oynadığımız edebiyat oyunudur. Her hafta bir konu ve tür belirleyip o konu hakkında elimizden geldiğince yazıyoruz. Amacımız edebi olarak her tarzda yazmak ve kendimizi geliştirmek. Bu saçma olsa bile 🙂  Bu duruma sizler de katılabilirsiniz. aynalarulkesi.blog@gmail.com adresine eserlerinizi yazılarınızı gönderebilirsiniz. Bu haftanın konusu Uzaylıların aşkı adında bir öykü yazmaktı. Öykü konusunda başarılı olduğumu düşünmüyorum ama bu eğlenceli manevi duygu barındıran oyunu buraya bırakıyorum. Gelecek hafta görüşmek üzere. Konuyu ve türü telegram kanalımızdan bilgilendireceğim. Kitap sözleri, filmler ve diğer şeyler hakkında kendinizi geliştirmek, eleştiri ve fikir sunmak istiyorsanız kanalımıza da beklerim. İş yoğunluğu içerisinde alınan bir tatlı söz belki içleri yumuşatır. Amacımız kendini geliştiren, edebiyatı ve sanatı seven insanları bir araya toplamak ve onlara bir şeyler sunabilmek. Şimdi burada bunları okuyorsan sevgili okuyucu. Bunun için minnettarım. Telegram kanalımızı da buraya bırakıyorum;https://t.me/aynalarulkesicom

Evet o beklenen gün gelmişti. Artık bu gezegenden uzaklaşma vaktiydi. Sıradaki gezegen, hayatlar bizi bekliyordu. 230 ışık yılı önce kinheol adlı gezegene ayak basmıştık. Gram yaşam döngüsü olmayan gezegene hayat vermiş, bitkilerle etrafı güzelleştirmiştik. Bizim hayati amacımız buydu. Nerede yanlış giden bir şey varsa düzeltirdik, bitmiş gezegenleri tedavi ederdik. İyileştirici ve hayat veren bir özelliğimiz vardı bu aşikâr.

Sıradaki gezegen için nedense 8. Hislerim bana gitmememi söylüyordu. Geri dön diyordu benliğim. Bizim gibi canlılar olacak olayları önceden sezer. Hatta canlı canlı gözlerimizin önüne gelirdi. Ama hepsi değil tabi ki çoğu şeyi anlayamazdık. Yaşayacaklarımızdan bazı görüntüler gelirdi gözler önüne. istemesekte olurdu bu. Neden gelirdi, gördüğümüz şeyler iyi miydi kötü müydü bunu ancak deneyimleyerek öğrenirdik.

Ayrıca çok zeki canlılardık. O kadar zekiydik ki, hayatın evrenselliği varoluşu hakkında bilgi edinirken, bizden aynı türdeki canlıları da var etmeyi başardık. Artık ürettiğimiz canlıları gittiğimiz gezegenlere bırakıyor ve uzaktan takip ediyorduk. Biz buyduk. Yaşam çok büyüktü. Galaksiden galaksiye gidiyor, zamanla yarışıyorduk. Bir gezegende doğmuştuk biz, tabi bu serüvenimize gezegende devam edemedik. Gezegenimiz kötü bir şey yaşamıştı. Kara delik gezegenimizi içine çekmişti zor anda kurtulmuştuk. Bizde uzayda yaşam sürmeye başladık böylece yıldızların arasında sallanırken yaşadığımızı hissedebiliyorduk.

Tam 40800 gezegene ayak basmıştık.
9 kişiyle başlamıştık bu yola. Ürettiğimiz canlılardan ziyade 9umuz gerçekti sadece. Ve artık 8 kişi kalmıştık. Bir gün sevgili arkadaşımız ansızın kaybolmuştu. Başka bir gezegene gitmesinin mümkünatı yoktu. Çünkü tüm araçlar yerli yerinde duruyordu. İçten içe bu bizi üzse de onu bulacağımızı daima biliyorduk. Belki bir sonraki gezegendeydi o. Yaşadığını, var olduğunu daima hissediyorduk.

Sıradaki gezegene yaklaşmıştık. Uzaktan parlayan, mavili yeşilli bu gezegen içimi kamaştırıyordu. Yaklaştıkça etrafındaki çöplüklerle karşılaştık. Manzara bize kaçmamız için son şansı veriyordu sanki. Terslik olduğu belliydi. Yine de girdik. Devam ettik. Uzun bir süre etrafını dolaştık. Yeryüzüne hayranlıkla bakıyorduk. Farklı bir canlı türü vardı. Bize hiç benzemeyen. Yüksek icatlar vardı. Ben yaşamım boyunca hiç bu kadar canlıyı ve yapıtı bir arada görmemiştim.

Mavi suları çok fazlaydı ayrıca sularda zıplayan farklı canlı türleri keşfettik. Bir yandan içimizde bir korku beliriyor diğer yandan merakımıza engel olamıyorduk. Ve en sonunda gemimizi indirmeye karar verdik. İndirmemizle etrafımıza canlılar dolaştı. Fakat dillerini bir türlü anlayamıyorduk. İçimizdekilerden biri acil gitmemiz gerektiğini söylüyordu. Çünkü silaha benzeyen bir şey doğrultmuşlardı. Gidelim, gidelim dedi kaptanımız. Ben gördüklerimin şokunda ve heyecanında onları duymadım bile. Canlılara yaklaşmaya başladım. O sıra ne ara bizimkiler gitti ne ara ben kaldım hatırlamıyorum. Sanırım beni vurmuşlardı. Ve kısa zamanlı bilinç kaybı geçirmiştim. Bizim iyileştirici bir yapımız vardı. Yara alsak dahi iyileşirdik. Hıı ama kafamıza darbe alırsak bilgilerimizi kaybedebilirdik. En önem verdiğimiz şeydi bu.

Uyandığımda bir küçük bir evin içindeydim. Etrafı cam olan bir evdi. Ve ellerim ayaklarım bağlıydı. Gözümün önüne yine yaşayacaklarımın bir kısmı gelmişti. Ama bir farklılık vardı uzun siyah saçlı biri vardı. Ve çok geçmeden de görmüş oldum onu. Uzun uzun inceledi beni. Bir şeyler mırıldandı. Ben anlamıyor, oda beni anlamıyordu. Bizden farklıydılar. Bizim onlardan daha güzel ve iyi olduğumuz kesindi. Ve gözlerimiz daha büyüktü. Gözlerinin altındaki organ bizlerde yoktu. Ve saçlarımız rengârenkti. Ayrıca biz dış görünüşümüzü değiştirebiliyorduk. Sanırım boyumuz onlardan biraz daha uzundu.

Karşımdaki canlı benimle iletişim kurmaya çalışsa ve başaramasa bile ona inandığım doğruydu. Bu saçmalıktı. Başıma bir iş gelebilirdi. Güvenmemem gerekirdi. Ama ilk defa böyle bir olayla karşılaşıyordum ve içimdeki o his ilk defa yaşıyordum. Neydi bu anlamlandıramıyordum. Bunun adını hiç duymamıştım. Birkaç salise geçtikten sonra anladım ki sadece o siyah uzun saçlı canlıya karşı böyleydi. Bunu ifade etmeliydim. Fakat içimde tuhaf hisler belirmişti. Çok geçmeden anlayabildim. Bu hislerim sadece bu dünyaya özgüydü. Çünkü ben ilk defa bunlarla karşılaşıyordum. Normalde içimizde bir şeyler kıpraşmaz, gri bulutlar etrafımızı sarmaz veya farklı bir canlıdan korkmazdık. Hisler bize uzaktı. Tuhaftı. Gittiğimiz hiçbir gezegende bunlara tanık olmuyordum. Değişiyordum. Farklılaşıyordum. İçten başlayıp dışa doğru yayılan bir değişimdi bu.

Farklı hisleri barındırdığım siyah saçlı canlı yine gelmişti fakat yanında başkası yoktu bu sefer. Bir sandalye çekti ve karşıma oturdu. Bende ona doğru yaklaştım. Aramızda cam ve dakikalarca bakıştık. Elindeki kâğıda notlar alsa da. Tam gözlerimin içine bakıyordu. Ve bayılacak gibi oluyordum, mideme kramplar giriyordu. Neydi bu, yeni gördüğüm canlılara ait bir silah mıydı?

El hareketleri yapmaya başladı ama ben o el hareketlerinin ne anlama geldiğini bile bilmiyordum. Sadece bana çok salakça gözüküyordu. Siyah saçlı canlı elini cama koydu bende koydum. Sonra gitti ve yalnızlığımla baş başa kaldım. Yeni bir şey daha oluyordu. Artık gözümün önüne yaşayacağım sahnelerden kesitler çok az geliyordu hatta günlerce gelmediği bile oluyordu. Güçlerimi kaybediyorum diye düşündüm bir an. Hatta yavaş yavaş ölüyor da olabilirdim.

Ertesi gün küçük camı açıp bir tas içinde bitkilerimizden koymuşlardı ve farklı bir şeyler daha vardı. Sonra canlının biri önüme geçti aynı tas onda da vardı. Ve sanırım bana ne yapacağımı gösteriyordu. İyi de, biz onları sadece yetiştiriyorduk. Biz onlar gibi vahşi değildik. Biz yaşam veriyorduk öldürmüyorduk. Bitkilerin hislerini anlayabiliyorduk. Biz beslenmezdik ki, bu canılar gerçekten çok farklıydı.

Zamanlar geçti, hislerden sonra karnımda büyük bir ses çıktı. Ve ben korkudan yatağımdan düştüm. Bu ses neydi, durmuyordu. Ve halsizleşmiştim. Tüm bunları bunca ışık yılı boyunca ilk defa yaşıyordum. Kenarda duran tas gözüme ilişti ve denemek istedim. İçimde bin bir pişmanlık ve üzüntüyle yemeye başladım. Ama tadı o kadar güzeldi ki iki saniyede hiçbir şey kalmıştı.

Ertesi gün siyah saçlı canlı yine geldi. Bir kelime söyledi ve ben o kelimeyi anladım. Anladığıma mı şaşmalıydım yoksa nasıl anlayabildiğime mi. Bende aynısını söyledim. Merhaba dedim. Ve onun heyecanı gözle görülür biçimdeydi. Belli etmemeye çalışıyordu. Bana nereden geliyorsun, kimsin tarzı sorular sordu. Aramızda bir bağ oluşmuştu o bağı görebiliyordum. Onun görüp görmediğini bilmiyorum birbirimizden azıcık farklıydık. Fakat bu gezegen bana onlar gibi olmayı, hisleri ve konuşmayı öğretti.

Ertesi gün siyah saçlı canlı camı açıp yanıma geldi. Ve dokunmak istedi. Yavaşça geldi. Bende yavaşça yaklaştım. Elini uzattı bende uzattım. Ve ellerime dokundu. O sırada bayılmışım.

Bilmediğim her şeyi bu canlıdan öğreniyordum ama bu hisleri bir türlü öğrenemiyordum.

Yıllar sonra öğrenmiştim bunu, adı aşktı.

Yıl 70800 ben diğer gezegenden gelen bir canlıydım ve dünya denilen bir gezegende hayatım değişti. Daha bir çok şey değişti aslında. Siyah uzun saçlı vardı ya hani, evlendik. Hatta 4 tane çocuğumuz oldu. Çocuk yapmak kenara dursun her şeyi yeniden öğrenmiştim. Bizim 9.umuzu da bulmuştuk hatta. Bizimkilerle dünyalılar güçlerini birleştirdi ve sıkı dost oldular. Artık son durağımız burasıydı buna eminim.

Alarmın iğrenç sesiyle uyandığımda gördüğüm rüyaya şaşırdım. Her kısmını hatırlıyordum. Bu nasıl bir rüyaydı böyle. Son bir haftadır korku ve bilim kurgu filmi de izlemiyordum. Bilinç altımda uzaylılarla ilgili bir gram düşüncem bile yoktu. Aşk mı? Ona da uzaylılara inanmadığım gibi inanmıyordum. Ama bu rüya bana güzel bir fikir vermişti. Yeni romanımın konusu bu olmalıydı. Hemen yazmaya başlamalıydım. Leptopu açtım şarkı açmak için siteye girdiğimde önüme bir haber çıkmasıyla bir şok daha geçirmiştim. Haberde bir uzaylının bulunduğunu ve bir laboratuvar da tutulduğu yazıyordu. Dona kalmıştım.. İnançlarım bir kez daha beni yanılttı.

BUSE MALKOÇ

Buse Malkoç

Yazan:

Buse Malkoç

Buse Malkoç , 22 Ekim 1998 tarihinde Tekirdağ Çorlu'da dünyaya gelmiştir. Lise eğitimini Çorlu Tekniki Meslek ve Anadolu Lisesinde Tekstil Teknolojileri Baskı Desinatörlüğü ve Desenciliği üzerine tamamlamıştır. Üniversite eğitimine Atatürk Üniversitesi Büro Yönetimi ve Yönetici Asistanlığı bölümünde devam eden Buse Malkoç, yazarlık hayatına liseden beri devam etmektedir. Çeşitli dergiler ve haber sitelerinde deneme ve köşe yazıları yayımlanmaktadır. Avare Dergide Genel Yayın Yönetmenliği yapmış, Düşünce Öykü Dergisinde Editörlük yapmıştır. Aynalar Ülkesinin kurucusu ve sahibidir.