-Benim bir yıldır tanıdığım Ozan Saraçlar’ın gerçek hayatına odaklansak hiç bilmediğimiz konulardan konuşsak nasıl olur? Kimdir Ozan Saraçlar?

Bir yıllık sürede tanıdığınız Ozan Saraçlar ve gerçek hayatını sorduğunuz Ozan Saraçlar aslına bakarsanız çok farklı değil. Bilinmeyen çok fazla yönüm yok ama yanlış bilinen çok yönüm olduğunu söyleyebilirim. Bunlardan en çok gözüme çarpanı ise bir şair sanılmam. Kendimi bir şairden çok bir yazar olarak görürüm, bazen daha da abartırım ve kalemimin bir elçisi olduğumu düşünürüm.

-Bahçeşehir Üniversitesinde Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler okuduğunuzu biliyoruz ve ayrıca yıllardır şiirle ilgileniyorsunuz. Dışarıdan bakıldığınızda bölümünüzle şairliğin ortak yönü olmadığı belli şairlik hayatınız nasıl başladı, okuduğunuz bölümle ilişkisini bize açıklar mısınız?

Dediğiniz gibi, bölümüm ve şiir yazmanın ortak bir noktası pek yok gibi duruyor. Okuduğum bölüm her ne kadar siyasete dayanıyor olsa da tarihten de faydalanan bir bölüm ve tarihin gelişiminde yazılan birçok şiir var, kısacası şiir yazmanın değil ama okumanın büyük bir alakası var diyebilirim.

Şiir yazmaya nasıl başladığım konusu ise tamamen anlık verilen bir karardı. Bir gece otururken masamda gördüğüm kâğıdı ve kalemi aldım, düşündüm, ardından kendimi sınadım ve satırlarımı döktüm. Bu kadar ilerleyebileceğimi düşünür müydüm derseniz hiç düşünmedim, aklıma bile gelmedi.

-Siz Ozan Saraçlar’ı nasıl görüyorsunuz, karakter özelliklerini sorsak?

Benim kendimi nasıl gördüğüm pek önemli değil, önemli olan diğer insanların beni nasıl gördüğüdür. Karakter özelliklerim ise hayatı olabildiğince dolu yaşayan, insanlardan ve bazı şeylerden elini eteğini çekmiş ve yer yer de sinirli yapımdan oluşuyor.

-Hangi dönemlerde İspanya’da bulundunuz, tekrar İspanya’ya gideceğinizi duydum nedeni nedir? Türkiye ile ispanyanın arasındaki farkları bize söyleyebilir misiniz?

İspanya’ya gittiğim dönem sanırım 11. sınıfın sonlarıydı, birkaç aylık zaman dilimini orada geçirerek dil üzerine birçok eğitim aldım ve İspanyol diline ve kültürüne olan yatkınlığımı geliştirdim. Tekrardan gitmek gibi bir planım olduğu doğru ancak bunun zamanını henüz kestirebilmiş değilim, nedeni çok spesifik bir şeye dayanmıyor aslında, sadece eğitimimi orada almak ve dil yatkınlığımı olabilen en üst seviyeye taşımak için gitmeyi planlıyorum.

Türkiye ve İspanya arasında, tarihi süreçteki gelişimleri de göz önüne alırsak, birçok açıdan benzerlik bulunsa da farklı noktalar da elbette mevcut. Bunlardan en temelleri ise sanırım devletin yönetimi ve halkın mantalitesi olabilir.

-Yazarım dediğinizde çevrenizden aldığınız tepkiler genelde nasıldır?

“Yazarım.” Dediğimde genelde insanlar “Ne, neden yazıyorsun, mesleğin bu mu?” gibi tepkiler veriyordu. Yapım gereği insanların dediği şeyleri çok önemseyen biri olamadım, sanırım olamam da, bu sayede de onlara kulak asmadan yoluma devam edebildim. Hiç mi iyi konuşan biri olmadı derseniz oldu, hatta birçok kişi oldu. İlerlemek için kendiniz olmanız yeterlidir ama, insanların cümleleri o zaman bir kulağınızdan girip öbüründen çıkıyor.

-Aynalar Ülkesi ile nasıl tanıştınız?

Aynalar Ülkesi ile tanışmam, İspanya’dan döndükten sonraki ne yapacağımı bilmediğim periyotta olmuştu. Sitenin yazarlarından birini takip ediyordum, o sayede siteyi tanıdım ve inceledim. Yazıları okudum, hatta bazı yazıları birkaç kez okudum, ardından buranın kendimi geliştirmem için iyi bir yer olabileceğini düşünerek yazılarımdan birkaçını ilettim ve Aynalar Ülkesi’nde yazmaya başladım. Aslına bakarsanız, yazar olarak girmek planımda yoktu o sıralar, dışarıdan bir iki eser yollar kapatırdım diyordum, öyle olmadı. Aynalar Ülkesi’nin bir yazarı olunca burayı daha da sevdim ve şimdilerde ise gitmek gibi bir planım yok.

-Hayatınızdan memnun musunuz, değiştirmek istediğiniz şeyler var mı?

Hayatımın gidişinden memnunum diyebilirim ama elbette değiştirmek istediğim birçok şey var. Bunların başını muhtemelen sinirli yapım çeker, onun dışında ise daha sakin ve az yoğunluktan oluşan bir yaşamı tercih ederdim diyebilirim.

-AFS Türkiye gönüllüsü olduğunuzu da biliyorum, konferanslara katılıyor seminer veriyorsunuz. Tüm bunlara koşarken hayatınıza nasıl zaman ayırıyorsunuz?

AFS Türkiye bünyesindeki bir gönüllü olduğum doğrudur ve dediğiniz gibi zaman zaman konferanslar, eğitimler veya seminerler vermemiz gerekebiliyor. Görünüşte sıkıcı gibi durduğunu biliyorum ama hiç öyle değil, AFS bünyesinde yaptığımız bütün çalışmalar bizi mutlu ediyor ve bunları yaptığımız için başka insanların da ufkunu açtığımızı düşünüyoruz.

Belki bana diyeceksiniz ki “Özel hayatınız hiç mi yok?” elbette var. Bütün bunların yanında kendime zaman ayırmak da çok zor değil çünkü bunlar hayatımın büyük kısmını oluşturuyor, geriye kalan kısımda ise genelde yazılarım üstüne çalışıyorum, kitap okuyorum veya arkadaşlarımla buluşuyorum. Ayrıca bilinmelidir ki gün herkese yirmi dört saat, yani vakit oluşturmak da insanın elinde.

-Dünyada değiştirmek isteyeceğiniz bir şey olsaydı bu ne olurdu?
Muhtemelen dünya siyaseti ve bazı ülkelerin güttüğü politikalar olurdu. Siyasetin dışında ise klişeleşen bir ifade ama dünya barışı ve huzurunu isterdim. Kurucusunun “Yurtta sulh, cihanda sulh.” dediği bir ülkenin ferdi olarak en temel temennilerimden biri de budur.

-Tarihe adınızın geçmesini ister miydiniz?

Dürüst olmak gerekirse tarihe adımın geçmesinden çok eserlerimin ve diğer başarılarımın geçmesini isterdim. İsim, insanlara yol göstermez ama somut başarılar öyle değildir. Sadece varlık göstermek için değil, insanlara yol göstermek için tanınmayı tercih ederim.

-Kariyer hayatınızda neler yapmayı düşünüyorsunuz?

Okuduğum bölümün ucu ve önü oldukça açık. Çalışabileceğim birçok alan olsa da bu bölümü okuma amaçlarımdan biri diplomasiye girmek, bir diğeri ise akademiysen olmak. Zamanın ne getireceğini bilemeyiz ama hedefim şu anlık böyle olsa da eğitimim ve yaşantımın gidişatına göre daha farklı bir hal de alabilir.

-Ozan Saraçlar genelde ne tarz kitaplar okur, en sevdiğiniz yazar ve kitabı bize söyler misiniz?

Okumaktan en çok hoşlandığım türler roman ve şiir diyebilirim. En sevdiğim yazarlar; Oğuz Atay, Ernest Hemingway, Attila İlhan, Cemal Süreya, Stephane Mallarme ve Turgut Uyar diyebilirim. En sevdiğim kitaplar ise saydığım yazarların kitapları ve ek olarak Jose Saramago’nun Körlük, Goethe’nin Faust ve Genç Werther’in Acıları ile Federico Garcia Lorca tarafından yazılan Kanlı Düğün kitaplarını örnek verebilirim.

-Yazarlık için fedakârlıklar yapar mıydınız?

Her şey için fedakârlık yapmak zorundasınız ama yazarlıkta işler biraz daha farklı oluyor. Yazmak daha çok duyguların kullanıldığı, konsantrasyonun ve zamanın da oldukça önemli olduğu bir eylemdir. Yazarlık için aynı anda neredeyse üç tane şeyden feragat etmek zorundasınız. Bana sorarsanız, yazarlık bunları yapmaya fazlasıyla değer.

-Bir makaleniz UNESCO tarafından ödüllendirilmiş, o an neler hissettiniz?

Cambios En El Sistema Educativo Escolar başlığı ile kaleme aldığım bir yazıydı. Yazının üzerinde çalışırken öncelikle İngilizce taslak yazıp ardından İspanyolcaya çevirmiştim, sonrasında ise yazıyı İspanyolca düzeyi iyi olan bir grup olarak topluca inceleyip yazıya son şeklini vermiştik. Yazının ödül alması sadece benim başarım değil, beraber çalıştığım arkadaşlarımın da başarısıydı ve elbette ki hepimiz o an çok mutlu olmuş ve gururlanmıştık.

 

-Başarıya giden yolda tavsiyeleriniz ve engeller hakkında sözlerinizi alsak?

Başarıya çiçekli böcekli yollardan gidileceği bir yalandır. Bir insan başarılı olmak istiyorsa acı çekmelidir o yolu yürürken. O acıyı çektikçe yaptığı işin değerini bilir ve hırslanır. Başarı yolu dikenlidir, ayağı hassas olanların çıkamayacağı türden bir yoldur. O yoldaki engeller hakkında da yaptığım bir konuşmadan bir alıntıyı sizlerle paylaşayım: “Hayatta çok şeyi isteriz ama kaç tanesini elde ederiz, düşündünüz mü? İstemek ve başarmak arasındaki farkı pek çoğumuz bilmeyiz ve ikisini aynı şey olarak görürüz, görmemeliyiz. İstemek sadece heves etmektir, başarmaksa hareket etmektir. Eğer ki siz; başarmak istiyorsanız, yani istediğiniz her şeyi yapmak istiyorsanız, çalışmalısınız. Kimse size hazır ve altın tepside bir hayat sunmayacak, hayatı siz altına boyayacaksınız.

-Her kitap çıkaran yazar olabilir mi, gerçek yazarlar nasıl anlaşılır?

Kitap yazma konusu… Bu konu günümüzün kanayan yarası olabilir. Nedense, canı her isteyen kitap yazıyor ve bu kitaplar(!) basılıyor. Şaka gibi değil mi, sırf ünlüsünüz diye yazdığınız kitap gibi görünen ama içi düz duvardan daha boş olan şey basılıyor ve raflarda yer alabiliyor. Demek istediğim şu ki herkes yazar olamaz. Yazar olmak için özgün olmak lazım öncelikle, ardından kaleminizle aranızın iyi olması lazım.

Fikriniz yoksa yazamazsınız, yazmaya kalktığınızda da saçma sapan cümleler ortaya çıkar ve bunlar insanlar için sadece zaman kaybı olmakta. Gerçek bir yazar; eserinin kalitesinden, hitap ettiği kitleden, başarılarından ve sadece kendi ayak izlerini bırakıyor olmasından anlaşılır.

İsim vermeye gerek duymayacağım bazı kişiler, bunu yapmayı başaran yazarların haklarını yemektedir ve buna toplumumuz da izin vermekte aslında. Dediğim gibi, bazı kitap görünümlü olup da içi düz duvardan daha boş olan kitaplara ve yazar görünümlü olup arkasını başkalarına dayamadan yapamayan yazar müsveddelerine itibar edilmezse iyi yazarlar kendilerini gösterecektir.   

-Acemi bir yazara bakış açınız genelde nasıl olur?

Bir yazarı, acemi ya da kıdemli olarak ayırmayı sevmem açıkçası. Yazar her haliyle yazardır ve desteklenmelidir. Yazılarındaki nitelik ve karakteri zaten kendisini öne çıkartırken büyük bir etken olacaktır. Yazmaya yeni başlayan yazarları kendi çevremde de oldukça görüyorum ve kendileriyle sık sık konuşup onlara mümkün olduğunca yol gösterip yardım etmeye çalışıyorum. Umuyorum ki hepsi iyi yerlere gelecekler.

 

 

-Fenerbahçe’de masa tenisi oyuncusu olduğunuzu biliyorum, maalesef sakatlık sonucu ayrılmışsınız. Bu dönem hakkında söylemek istediklerinizi alabilir miyim? Ayrıca Ozan Saraçlar her alana girip çıkmış diyebilir miyiz, bu yaptığınız uğraşlardan sizi en mutlu eden hangisiydi?

Fenerbahçe Spor Kulübü’nde uzunca bir süre sporculuk geçmişim oldu ve bundan iki yıl önce diz kapağımdan yaşadığım bir sakatlık sonucu kulübüme ve spora veda etmiştim. Fenerbahçe’de geçirdiğim zamanları anlatmak gerekirse de o zamanları anlatmaya ne kelimeler ne de cümleler yeter. Biz, Fenerbahçe’de bir aile gibiydik ve birbirimize çok değer verirdik. Yaklaşık beş yıl geçirdim ve o beş yılda bir sürü şeyi öğrendim. Başlangıç seviyesinde biri olarak adım attığım kulübümden, profesyonel olarak ayrıldım.

Bu yolda emeği geçen herkese, öncelikle o dönemki hocamız olan sayın Mehmet Babür Üstündağ’a ve değerli takım arkadaşlarıma, ardından da bu yolda beni destekleyen herkese sonsuz teşekkürü borç bilirim. Fenerbahçe’de sadece sporculuğu değil, iyi bir insan olmayı da öğrendim diyebilirim.

Kısacası, Fenerbahçe Spor Kulübü benim için hayatımdaki en önemli kilometre taşlarından biridir. Sporculuğun yanında; konuşmacılık, yazarlık gibi birçok alanda da rol alan biri olarak sanırım her alana girip çıktığımı söyleyebilirim. Beni mutlu eden iki anı vardı aslında. Biri Fenerbahçe’ye geldiğim gün diğeri de 2020 AFS Küresel Konferansı’na davet edilen bir Türk delege olduğum gün. Spesifik olarak uğraşı sorarsanız da sporculuğum ve yazarlığım derdim.

-Sizce önemli bir yazar olmak için ne gereklidir?

Bir yazar zaten önemlidir, önemli olmalıdır. Sonuçta ortada büyük bir emek var ve bu emeğin karşılığını almak bu kişilerin en doğal hakkı. Önem konusu kişisel bir pencerede sınırlandırılmamalıdır bu yüzden.

-En büyük hatanız ne olmuştu?

Gereğinden fazla sevmek.

-Herhangi bir idolünüz var mıdır ve diğer sanat dallarıyla ilgilenip takip eder misiniz?

Kendime idol gibi gördüğüm demeyeyim de esinlendiğim kişiler var diyeyim. Sevdiğim yazarların hepsinden azar azar bir şeyler kaparak, bunları kendi tarzımla harmanladım ve ortaya Ozan Saraçlar imzasını taşıyan bir şekle soktum. Edebiyatın dışında müzik, sinema ve tiyatroyu oldukça sever ve yakından takip ederim.

-İleride iz bırakacağınızı düşünüyor musunuz?

Kim bilir, belki de bırakırım. Bu konu tamamen topluma bağlı bir şey. Eserlerimin değeri zamanında bilinirse iz bırakabilirim ama zamanı geçerse pek sanmıyorum. Geç olmuş olsa da tanınırsam, Oğuz Atay gibi, yani değerim ölümümden sonra bilinirse bu da insanların aslında okumayı ne kadar bilmediğinin göstergesi olacaktır.

-Tekrar şiire geri gelirsek, duygulu yazdığınız her yerden belli. Genelde aşk ve ayrılık teması üzerine duruyorsunuz. Peki, Ozan Saraçlar’a sorsak, yazmak için yaşamak gerekli midir? Âşık olmak mesela şiirlerinize etken midir yoksa aşksız da şiir yazılır mı?

Yazmak için yaşamak, yaşamak için yazmak gerekir. Kalemi besleyen şey duygular değil midir? Gerçekleri soyutlaştırsanız da olduğu gibi yazsanız da onlar sizin hayatınız olmayı bırakmıyor. Âşık olmak bir mesele midir bilmiyorum ama yaşamak kesinlikle gereklidir.

-Hiç reddedildiniz mi, bu konuda neler hissettiniz peki reddeden kişilere cevabınız nedir?

Her insan gibi ben de sevdim, açıldım… ve reddedildim. Reddedilmek, düşününce kötü gözüküyor değil mi? Aslında, kötü olmayabiliyor sadece bunu değerlendirmeniz gerekiyor. Reddedildiğim biri sayesinde yazmaya başladım ve yazmakta ilerledim.

Ayrıca, biraz hayal kırıklığı da giriyor işin içine o kişiyi hatırladıkça, sonra üzülüyorsunuz zamanla. Bir süre sonra hepsi unutuluyor, insanlar hayatınızda kalıcı değildir fakat siz hayatınızda kalıcısınız, bunu unutmayın. Reddedildiğim kişilere “Kendine iyi bak.” demek dışında çok farklı bir cevabım olmamıştı. Onlar da insan, neden benimle beraber olmak istemediler diye kalplerini kırayım ki?

-Çevrenizde kimler sizi yazarlık konusunda destekledi?

Yazarlık konusunda desteklemeyenler kadar destekleyenler de oldu ve sanırım onların sayısı bir tık daha fazlaydı. Başlarda ailem, ardından yakın çevrem ve şimdi yazarlığa girdikten sonra yazılarımı okuyan herkes, yanımda durup desteklemekteler.

-Kötü eleştiriler aldığınızda tepkiniz ne olur?

Önce eleştiriye bakarım, sonra eleştiriyi yapana. Beni eleştiren kişi en az benim kadar bir şey başarmış olmalıdır ki yazılarım hakkında bir şeyler diyebilsin. Kendisi bir baltaya sap olmadığı takdirde konuşan kişilerin yaptığı, kötü veya iyi fark etmiyor, eleştirilere gülüp geçerim ama benimle denk veya benden daha üst birinin eleştirisine saygı duyarım ve dediklerini göz önüne alarak yoluma devam ederim.

 

 

 

 

-Hayallerinizden bazılarını sorsak? Hangi hayallerinizi gerçekleştirdiniz?

Hayal kurmayan insan yol alamaz diyen biriyim, yani kurduğum birçok hayal var. Sanırım hayallerim aynı zamanda hedeflerimi de oluşturmakta. Birkaçına değinirsek; kitap bastırmak, uluslararası alanda rol almak, gündeme geleceksem eğer özel hayatımla değil başardıklarımla gelmek gibi şeylere değinebilirim. Hedeflediği şeylere ulaşmak için oldukça çalışan biriyim ve ulaşamayacağım şeyleri hedeflemeyip hayal etmem.

Geçen yıl, AFS tarafından verilen ödülün değerlendirme komitesine girerek ve aynı ödülün verileceği Küresel Konferans’a davet edilen bir Türk delege olarak uluslararası alanda düzenlenen organizasyonlarda büyük pay sahibi olarak kurduğum hayallerin en önemlisine ulaşmıştım. Onun dışında yurt dışında eğitim almayı hedefliyordum, onu da iki sene önce gerçekleştirmiştim.

-Ülkemizde kitap okumayan insanlara karşı söylenmek istedikleriniz var mıdır?

Kitapla arası olmayan insanlara diyecek çok bir söz yok çünkü kendileri sadece kendi dünyalarına sıkışıp kalmış demektirler. Okumak insanlara yeni ufuklar açar ve yeni dünyaları gösterir, bir insan okumuyorsa tekdüze bir yaşantının içine düşer. Ufku geniş olmayan birine pek bir şey izah edemezsiniz çünkü bakış açısı dardır ve sizi anlamaz, daha doğrusu anlamaya çalışmaz. Kendilerine belki çok küçük ve basit ama hayat kurtarıcı bir tavsiye verebilirim: kitap okuyun ve kitapları sevin.

-Bu yaşta çok fazla projede görev almış dört farklı işle uğraşmışsınız, kendinizi bu kadar erken yaşta geliştirdiğiniz için sizi kutluyorum, peki insanlara kendilerini geliştirmesi açısından tavsiyeleriniz var mıdır?

Öncelikle teşekkür ediyorum ve sözlerime giriş yapıyorum. Yaş ve başarı ne kadar bağlantılı bilemiyorum. Önemli olan sizin hayatta kendinize ne kattığınız, yaşınız değil. Belki yaşıma göre görev aldığım alanlar bir tık üst düzey kalabilir ama bu benim kendimi ne düzeyde geliştirdiğimi de gösterir. Bazı kişiler var ki yalan söylüyorsun gibisinden imalı imalı konuşuyorlar ya da karşısındaki kişinin ne yaptığını bilmeden dalga geçebiliyorlar. Bu kitle ise bilgisiz, cahil ve fikri olmadan konuşan insanlar topluluğu olarak kalıyor.

Kendisini geliştirmek isteyen insanlara ne tavsiye verebilirim derseniz ben kişisel gelişim uzmanı değilim diyerek cevap verirdim. Bu cevabım beni sizin gözünüzde egoist ya da kendisini beğenmiş havalı bir tip yapmasın, çünkü başarılı olmak istiyorsanız kendi ayaklarınız üzerinde durmalısınız ve yardım almadan kendi yolunuzu çizmelisiniz. Bir yola destekle çıkarsanız ve sizi destekleyen kişi desteğini çekerse sudan çıkmış balığa dönersiniz, bu da sizi başladığınız noktaya atar. Yardımsız çıktığınız takdirde her şeyi öğrenmek durumundasınız, yani ne aksilik olursa olsun çözümü yine sizde olacak.

 -Meşhur soruyu sorsam kendinizi gelecekte kim ve ne olarak görüyorsunuz?

İleriyi konuşmak için fazla erken bir aşamada olduğumu düşünsem de kariyer hedeflerim ve gelecek planlarım doğrultusunda, kendimi bir diplomat veya akademisyen olmanın yanında alanında iyi bir yazar olarak görüyorum. Bir işe giriyorsam o işi en iyi seviyede yapmaya çalışırım, karakterim bu…

-Yetenek mi teknik bilgi mi önemlidir? Sizce yetenekli, ışığı olan bir yazar doktora yapan birinden daha çok parlayabilir mi?

Yetenek ve bilgi ayrı ayrı hallerde bir işe yaramaz. İkisi birbirini tamamlayıcıdır ve ayrılmamaları gerekir. Aynı şekilde, insanların yetenekleri ve eğitimleri de kıyaslanmamalıdır. Çünkü her işin kendine has özellikleri vardır ve bunlardan bazıları yetenekle, bazıları da eğitimle doğrudan alakalıdır. Parıldamak için hem yeteneğiniz hem de eğitiminiz olmak zorunda değildir. Sizi parlatan yaptığınız iş olacaktır. Yetenek sadece ışıltıyı, eğitimse gücünüzü yükseltir.

-Bir farklılık yapıp sevmediğiniz kitabı sorsam?

Niteliği olmayan kitapları oldum olası sevmemişimdir. Örneklemek gerekirse de Şeyma Subaşı tarafından yazılan, her ne kadar “yazıldığından” şüphe etsem de, Sadece Şeyma kitabı ve Çağrı Taner’in kitabı olan Hüzünlü Bir Ponçik olabilir. Edebi eser olarak bakarsak sevmediğim kitap diyemeyeceğim ama bana hitap etmeyen birçok kitap var, örneğin Jane Austen’ın kitaplarını bir türlü okuyamıyorum.

-Kitap okuma alışkanlığınız ne derecede iyidir?

Kendim de bir yazar olduğum için kitaplarla aram oldukça iyi olmak zorunda. Onun dışında, okuduğum bölüm de okumak temelinde olduğu için birçok türde kitabı tanıyabiliyorum. Birçok alanda farklı kitaplar okuyarak bilgimi geliştirip bunları eserlerime yansıtmaya çalışıyorum. Yer yer de yabancı dilde okuduğum kitapların bazı bölümlerini Türkçeye çeviriyorum.

 

 

 

 

-Kelimeler bir nevi güçtür siz kelimelerin gücüne inanıyor musunuz? Bir insanı yaraladığı ya da iyileştirdiğine şahit oldunuz mu?

Kelimeler… öyle bir şeydir ki bir silah da olabilir, yara bandı da olabilir. Nasıl kullanacağınız tamamen ellerinizde olan bir şey. Birini üzmek, iyileştirmekten kolaydır, önemli olan zoru başarmak ve bunların ikisi de aynı yoldan geçiyor: kelimelerden. Yani, kelimelerin gücüne fazlasıyla inanıyorum. Kendi hayatımda da arkadaşlarımdan dinlediğim hikayelerde de kelimelerin insanları ne derecede etkilediğini gördüm ve yaşadım. Sizlere diyebileceğim tek bir şey var: Konuşurken ikiden fazla düşünün, duygularınızı değil mantığınızı kullanın çünkü bazı sözlerin geri dönüşü olmuyor. Fark ettiğinizde üzüleceğiniz cümleleri değil, mutlu olacağınız cümleleri seçin.

-Hayatınızdaki en mutlu dönemi sorsam?

Hayatımda birçok mutlu an yaşadım diyebilirim. Bunlar içinde en mutlu edenlerse; geçen yıl AFS tarafından verilen bir ödülün komitesine seçilmem, aynı ödülün verileceği konferansa davet edilen bir Türk delege olmam ve dil eğitimimi almak için İspanya’ya gittiğim zamanı örnek verebilirim. Yine de şunu demeden duramayacağım yine de: Hayatınızı dönem dönem incelemek yerine, bir bütün olarak inceleyin. Siz, mutlu ve mutsuz anlarınızla bir bütünsünüz bunu böyle kabul edin ve mutlu anlarınızı çoğaltmaya bakın.

-Sizce yazarlık kariyerinde dış görünüş ve güzellik önemli midir? Çoğunun buna önem verdiğini hissediyor gibiyim nedense yüzlerini gösterenler kelimelerini gösterenlerden daha başarılı oluyor?

Yazarlık kariyerinizde kaleminizden ve eserinizin niteliğinden başka bir şey önemli değildir. Dediğiniz gibi, günümüzde yazar olmak daha çok popülarite veya paraya ya da “görünüşe” bakıyor. Yüz göstermek konusuna gelirsek, kimin hangi yüzü gösterdiği çok açık bir şekilde ortaya çıkıyor. Neden mi? Kaleminiz sizin kim olduğunuzu gösterir, ondan kaçamazsınız. Gerçi, bu kişiler yazar olmadıkları için kaleme de pek ihtiyaç duymazlar. Aklını kullanmadan bazı şeyleri kullanarak orada burada içi boş şeyler yazıp popülarite kasarak adlarını duyurmaya çalışanlar, sadece bir şeyler gösterebilir zaten, bundan daha ötesini yapamazlar.

-Şiir yazmak hayatınızı nasıl etkiledi avantajları ve dezavantajları var mıdır?

Şiir yazmak hayatımın uzun yıllar merkezinde olan bir eylem oldu. Bu kadar zaman emek verdiğim bir şey de elbette ki hayatımda bir şeylere etki ediyor. Popüler biri olmakta veya bu işten çok deli paralar kazanma hedefi olan bir yazar değilim, sadece nitelikli eser vermek için uğraşıp bu yolda kendimi geliştiren biriyim. Bu da bana birçok dezavantajı getirdi.

Para için yazmadığım için az ama öz yazdım, dolayısıyla çok sayıda yayımlanan eserim yok. Tanınmak istemeyen biri için kulağa iyi bir şey olarak görünse de aslında insanın moralini bozmuyor da değil. Hiç mi bir avantajı olmadı derseniz, oldu. Şiir yazmak sayesinde duygularımı daha iyi kontrol edip kendimi daha iyi ifade edebilme yetkinliği kazandım, olaylara daha mantıklı bir pencereden bakıp analiz ederek yorumlamayı öğrendim ve daha sayamayacağım kadar çok şeyi öğretti diyebilirim.

-Son olarak Ozan Saraçlar sözü alsak?

Ozan Saraçlar, sizin de anlattığınız gibi daha çok duygusal olaylar çerçevesinde yazan bir yazar. Haliyle de sözleri bir tık daha duygu dolu ve insanın içinde biraz burukluk bırakan cinsten olabiliyor. Kaleminden beslenen bir yazarım ve kalemimle yaşayan bir yazarım, dolayısıyla bu soruya vereceğim cevap da kalemimle ilgili bir alıntım olacak.
“Beni, ben yapan kalemimdi; ama sen kalemimi kırdın.”

Verdiğiniz cevaplar için teşekkür ederim.

Değerli yazarımız Ozan Saraçlar’ın iletişim adresleri;

E-Posta: ozan.saraclar@hotmail.com

İnstagram: https://www.instagram.com/ozansaraclar/

Buse Malkoç

Yazan:

Buse Malkoç

Buse Malkoç , 22 Ekim 1998 tarihinde Tekirdağ Çorlu'da dünyaya gelmiştir. Lise eğitimini Çorlu Tekniki Meslek ve Anadolu Lisesinde Tekstil Teknolojileri Baskı Desinatörlüğü ve Desenciliği üzerine tamamlamıştır. Üniversite eğitimine Atatürk Üniversitesi Büro Yönetimi ve Yönetici Asistanlığı bölümünde devam eden Buse Malkoç, yazarlık hayatına liseden beri devam etmektedir. Çeşitli dergiler ve haber sitelerinde deneme ve köşe yazıları yayımlanmaktadır. Avare Dergide Genel Yayın Yönetmenliği yapmış, Düşünce Öykü Dergisinde Editörlük yapmıştır. Aynalar Ülkesinin kurucusu ve sahibidir.