1. Sosyalizmin Genel Çerçevesi

 

  • Sosyalizmin Kökeni, Gelişimi ve Önemi

 

Sosyalist terimi, birleştirmek veya paylaşmak anlamına gelir, Latince “sociare” kavramından türetilmiştir. Bu kavram ilk olarak 1827 yılında İngiltere’de Kooperatif Dergisi’nin bir sayısında kullanılmıştır. Fransa’da Saint-Simon (1760-1825) ve İngiltere’de Robert Owen takipçileri 1830’ların başında sosyalizm olarak yaklaşımlarını tanımlamaya başlamıştı. Bu nedenle sosyalizmin kökeni 19. yüzyılda, endüstriyel kapitalizmin gelişmesiyle Avrupa’da meydana gelen sosyal ve ekonomik koşullara bir tepki olarak ortaya çıkmıştır. İlk sosyalistler radikal bir değişim, endüstriyel kapitalizme devrimci bir alternatif arıyorlardı. Örnek olarak, Fransa’da Charles Fourier (1772-1837) ve İngiltere’de Robert Owen rekabet ve açgözlülük yerine işbirliği ve sevgiye dayalı ütopik toplumların kurulmasını savundular. Almanya’da Karl Marx ve Friedrich Engels (1820-1895) kapitalizmi yok eden devrimin kaçınılmaz olduğunu belirten karmaşık ve sistematik teoriler geliştirmişlerdir (Vincent, 2009).

19. yüzyılın sonlarında, siyasal demokrasinin gelişmesi ve işçi sınıfının yaşam koşullarında kademeli olarak gelişmesiyle sosyalizmin karakteri değişti. Sendikaların, işçi sınıfının siyasi partilerinin, spor ve sosyal kulüplerin çoğalması, daha fazla ekonomik güvenliğin sağlanmasına ve işçi sınıfının sanayi toplumuna entegre edilmesine hizmet etti. Bu nedenle, batı Avrupa’nın gelişmiş sanayi toplumlarında işçi sınıfını devrimci bir güç olarak görmek neredeyse imkansız hale gelmiştir. Sosyalist siyasi partiler meşru anayasal yaklaşımları benimsediler ve işçi sınıfı yavaş yavaş işçi sınıfının üyelerine oy hakkı vererek cesaretlendirildi. Birinci Dünya Savaşı’na kadar sosyalist dünya, oy sandığı ve Reform Söylemi aracılığıyla güç arayan sosyalist partiler ile devrim ihtiyacının var olduğunu savunan ve Rusya gibi ülkelerde ki reformları öven partiler arasında bölünmüştü. 1917 Rus Devrimi bu bölünmeyi pekiştirdi, reformist Sosyalistler genellikle “sosyalistler” veya “Sosyal Demokratlar” olarak tanımlanırken, Lenin modelinin destekçileri olan devrimci sosyalistler genellikle “komünistler” olarak tanımlandılar (Heywood, 2012).

 

  • Sosyalizmin Temel Kavramları

 

  • Toplum

 

Sosyalizm, basit bireysel çabalar yerine toplumun gücünü kazanarak sosyal ve ekonomik sorunların üstesinden gelebilen sosyal varlıklar olarak bütünleştirici bir vizyona sahiptir. Kolektif bir vizyona sahip olan sosyalizm, kendi çıkarlarını elde etmek için çabalamak yerine birlikte çalışarak hedeflere ulaşabilme becerisine odaklanır. Sosyalizm, insan doğasının sosyal yaşamın koşulları ve deneyimleriyle şekillenen “esnek” olduğuna inanır. Sosyalistler bireyin toplumdan ayrılamayacağına inanırlar. Onlara göre, insanlar ne bağımsız ne de kendi kendine yeten varlıklardır; onları ayrı ya da atomize edilmiş bireyler olarak düşünmek anlamsızdır. Bireyler ancak ait oldukları sosyal gruplar aracılığıyla anlaşılabilir ve kendilerini anlayabilirler (Coxall vd., 2003).

 

  • İşbirliği

 

Sosyalistler, insanların sosyal hayvanlar olduğuna inanırlar ve doğal ilişkileri rekabetten çok işbirlikçidir. Sosyalistler, rekabetin bireyi diğer bireye karşı getirdiğine ve onları sosyal doğalarını kabul etmek yerine görmezden gelmeye veya reddetmeye teşvik ettiğine inanırlar. Sosyalistler, insanların sadece maddi güdülerle değil, ahlaki güdülerle de motive olabileceğine inanırlar. Sosyalistlerin işbirliğine olan bağlılığı, kapitalizm altında artan rekabetçi ve hiyerarşik işletmelerin yerini alacak ortak girişimlerin büyümesini teşvik etti. Hem üretici hem de tüketici kooperatifleri, karşılıklı fayda için çalışan insan gruplarının enerjilerinden yararlanmak için çalışmaktadır (Hindmoor, 1997).

 

  • Eşitlik

 

Eşitlik birçok açıdan sosyalist ideolojiyi tanımlayan bir kavramdır. Eşitlik, sosyalizmi özellikle liberalizm ve muhafazakarlıktan çok net bir şekilde ayırır. Sosyalizm, toplumsal eşitliğe veya sonuçların eşitliğine olan inancı savunur. Sosyalistler bu eşitlik biçimini destekleyen en az üç argüman geliştirdiler. Birincisi, sosyal eşitliği, adaleti ve dürüstlüğü destekler. Sosyalistler, insan eşitsizliğinin toplumun eşitsiz davranışlarının bir sonucu olduğuna inanırlar.  İkinci olarak, toplumsal eşitlik toplumun ve işbirliğinin temelini oluşturur. Eğer insanlar eşit şartlarda yaşarlarsa, birlikte çalışma ve kamu yararı için birbirleriyle bağ kurma olasılıkları daha yüksek olacaktır. Bu nedenle eşit sonuçlar toplumsal dayanışmayı güçlendirir. Sosyal eşitsizlik çatışma ve istikrarsızlığa neden olur. Üçüncü olarak, sosyalistler toplumsal eşitliği desteklerler çünkü bir kişinin ihtiyaç duyduğu tatminin kendini gerçekleştirme ve tatmin için gerekli olduğuna inanırlar (Alexander, 2014).

 

  • Sosyal Sınıf

 

Sosyal sınıf benzer sosyal ve ekonomik durumda olan insan grupları anlamına gelir. Sosyalistler sosyal sınıfı önemli sosyal tabakaların en derini ve politik açıdan en önemli sınıf olarak görürler. Ancak, sosyalist sınıf politikası iki şekilde tanımlanır. Birincisi, sosyal sınıf analitik bir araçtır. Sosyalistler, en azından erken sosyalist toplumlarda, insanların genel ekonomik konumlarını ve çıkarlarını paylaştıkları başkalarıyla birlikte düşünme ve onlarla birlikte hareket etme eğiliminde olduklarına inanırlar. İkinci olarak, sosyalist sınıf politikaları özellikle işçi sınıfına odaklanır ve siyasi mücadele ve özgürlükle ilgilenir (Harrison ve Boyd, 2018).

 

  • Ortak Mülkiyet

 

Sosyalistler genellikle özel mülkiyet kurumunda eşitsizlik ve rekabetin köklerini ararlar. Özel mülkiyet kavramı, giyim, mobilya veya ev gibi kişisel mülkiyet yerine zenginlik veya sermaye anlamına gelir. Sosyalistler özel mülkiyeti bir takım gerekçelerle eleştiriyor. Birincisi, mülkiyet haksızdır: zenginlik insan gücü kullanımı yoluyla topluca elde edilir ve bu nedenle sadece bireyler tarafından değil, toplum tarafından sahip olunmalıdır. İkincisi, sosyalistler mülkiyet açgözlülük insanları sürücüler ve bu nedenle ahlaki yozlaşmış olduğuna inanıyoruz. Bu nedenle sosyalistler, üretken sermayenin genel mülkiyeti ile özel mülkiyet kurumunu azaltmayı ve ortadan kaldırmayı ya da mülkiyet hakkını toplumun çıkarlarına karşı mütevazı bir şekilde dengelemeyi amaçlamaktadır. Karl Marx özel mülkiyetin kaldırılmasını ve kapitalizm yerine sınıfsız, komünist bir toplumun yaratılmasını öngörmüştür. Marx, mülkiyetin insanlığın yararına kullanılacağına ve kolektif olarak sahip olunacağına inanıyordu (Gronow, 2016).

 

  • Sosyalizmin Çeşitli Türleri ve Evrimi

 

  • Devrimci Sosyalizm

 

İlk sosyalistler, sosyalizmin mevcut siyasal sistemin devrimci hareket tarafından yok edilmesiyle elde edilebileceğine inanıyordu. Buna göre, şiddetin böyle bir devrimin kaçınılmaz bir özelliği olduğunu kabul ettiler. Devrimin ilk savunucularından biri, devrimin iktidarı ele geçirmesinin planlanması ve uygulanması için küçük bir suikastçı grubu oluşturmayı amaçlayan Fransız sosyalist Auguste Blanqui ‘ydi (1805-1881). Marx ve Engels ise, sınıf bilincine sahip işçi kitlelerinin kapitalizmi yok etmek için ayaklandığı proleter bir devrim planladılar. Ancak başarılı bir sosyalist devrim, Lenin ve Bolşeviklerin rusya’da bir ayaklanma yerine hükümet darbesi ile iktidarı ele geçirmelerine kadar gerçekleşmedi. Genel olarak Bolşevik Devrimi sosyalist devrimcilerin sonraki nesilleriçin bir modeldir. Marksistler, siyasal iktidarın sınıf çıkarlarını yansıttığına ve devletin kaçınılmaz olarak “burjuvazi devleti” lehine, sermayeden yana ön yargılı olduğuna inanırlar. Onlara göre, siyasi reform ve kademeli değişim anlamsızdır  (Heywood, 2012).

 

  • Evrimsel Sosyalizm

 

İlk sosyalistler Devrim fikrini destekleseler de, 19. 19. yüzyılın sonunda, kentsel işçi sınıfı devrimci karakterini yiyerek topluma entegre oldu. İşçi sınıfı, işçi kulüpleri, sendikalar, siyasi partiler gibi, hem sanayi toplumuna katılım ve güvenlik duygusu geliştiren hem de çıkarlarını koruyan bir takım kurumlar geliştirmeye başlamıştır. Buna ek olarak, siyasal demokrasinin kademeli olarak gelişmesi, çalışma sınıfıiçin oy kullanma haklarının genişletilmesine yolaçmıştır. Bu faktörler, Sosyalistleri şiddetin kullanıldığı ayaklanmalardan uzaklaştırdı ve onları sosyalizme evrimsel bir alternatif olan demokratik ya da parlamenter bir yolun var olduğuna ikna etti. 1884’te ortaya çıkan Fabian Cemiyeti, İngiltere’de parlamenter sosyalizmin oluşumuyla ilgilendi. Beatrice Webb (1858-1943) ve Sidney Webb (1859-1947), George Bernard Shaw ve H. G. Wells gibi ünlü entelektüeller tarafından öncülük fabians hareketinde de yer aldı. Onların görüşüne göre; sosyalizm barışçıl ve doğal bir şekilde gelişebilir ve liberal kapitalizm içinde çok benzer bir süreçten geçebilir. Bu fikirler,  1970’lerde İspanyol, İtalyan ve Fransız Komünist partileri tarafından yönetilen Batılı komünist partiler tarafından da kabul edildi (Harrison ve Boyd, 2018).

 

  • Marksizm

 

Marx, kapitalizmin ahlaki bir eleştirisi yerine sosyal ve tarihsel gelişiminin doğasını açıklamakla ilgilendiği için yeni bir tür sosyalizm geliştirdiğine inanıyordu. Marksizm, Marx’ın ömür boyu iş arkadaşı Engels, Alman Sosyalist lider Kari Kautsky ve Rus oryadoist Georgi Plekhanov (1857-1918) tarafından geliştirilmiştir. Bu bağlamda Marx’ın fikir ve teorileri Sosyalist Hareket’in ihtiyaçlarına göre sistematik ve kapsamlı bir dünya görüşüne dönüştürülmüştür.

 

Marksizm üç başlık altında incelenmiştir: Klasik Marksizm, Ortodoks Marksizm ve Modern Marksizm. Klasik Marksizmin özü, yani Marx’ın Marksizmi, kapitalizmin neden sona ermeye mahkum olduğunu ve sosyalizmin neden kapitalizmin yerini almaya mahkum olduğunu ortaya koyan bir tarih felsefesi olmasıdır (Gronow, 2016). Ortodoks Marksizm, Rus Devrimi ve komünizmle ilgilidir. Lenin liderliğindeki Bolşevik Partisi, 1917’de bir hükümet darbesinde iktidarı ele geçirdi ve ertesi yıl “Komünist Parti” adını aldı. Leninizm’e en önemli yaklaşım, yeni bir parti türüne, devrimci ya da öncü bir partiye olan inançtı. Böyle bir partinin profesyonel ve kendini işine adamış devrimcilerden oluşması gerekiyordu. Stalin’in en önemli ideolojik farkı “bir ülkede sosyalizm”doktrinini benimsemesiydi. Modern Marksizm, Marksist düşüncenin belirli ilkelerine veya Marksist metodolojinin belirli yönlerine bağlı kalarak Marx’ın klasik fikirlerini gözden geçirme veya yeniden düzenleme çabasını temsil eder. Modern Marksizm, Theodore Adorno (1903-1969), Max Horkheimer (1895-1973) ve Herbert Marcuse tarafından temsil edilen Frankfurt Okulu tarafından geliştirildi. Frankfurt teorisyenleri, Marksist politik ekonomi, Hegelci felsefe ve Freudyen psikolojinin bir karışımı olan “Eleştirel Teori” yaklaşımını geliştirdiler. Bu teorinin sözde “Yeni Sol” çevre üzerinde önemli bir etkisi olmuştur (Heywood, 2012).

 

  • Sosyal Demokrasi

 

“Sosyal demokrasi” teriminin çok farklı anlamları vardır. Sosyal demokrasinin temel anlamı ortodoks Marksizm ile ilgilidir ve siyasal demokrasinin dar hedefi ile üretken zenginliği kolektifleştirme, demokratikleştirme gibi radikal hedef arasındaki ayrımı vurgulamak için tasarlanmıştır.  Sosyal demokrasi liberal-demokratik ilkeleri teyit eder ve siyasi değişimin barışçıl ve Anayasa çerçevesinde olabileceğini ve olması gerektiğini kabul eder. Kapitalizm zenginlik yaratmanın tek güvenilir yolu olarak kabul edilir, bu nedenle sosyalizm in kalitesinde kapitalizmden farklı değildir. Kapitalist sistemin kusurları, ekonomik ve sosyal mühendislik süreci ile devlet müdahalesi ile ortadan kaldırılabilir; devlet, halkın veya ortak iyiliğin koruyucusudur. Ulus-devlet, devletlerin kendi sınırları içinde ekonomik ve sosyal yaşamı düzenleme de önemli bir güce sahip olması anlamında siyasi yönetim için anlamlı bir birimdir. 1970’li ve 1980’li yıllardan sonra, sosyal demokrasi, neo-liberalizmin gelişimi karşısında sosyal demokrasinin seçim ve siyasal uygunluğunu korumaya çalışmış, ekonomik ve sosyal koşulları değiştirmiştir. Bu nedenle, 20. yüzyılda bu partilerden bazıları kendi deyimiyle “modernleşmiş” sosyal demokrasiyi benimsemeye devam ettiler; ancak diğerleri “üçüncü yol”, “radikal merkez”, “aktif merkez” veya “yeni orta” gibi fikirleri benimsediler. Ancak “üçüncü yol” ya da radikal merkez ile geleneksel sosyal demokrasi arasındaki ilişki ve bunların genel olarak sosyalist gelenekle olan ilişkileri çok sayıda tartışmanın konusu olmuştur (Eguren, 2017).

 

  1. Faşizmin Genel Çerçevesi

 

  • Faşizmin Kökeni ve Gelişimi

 

Herkesin faşizm üzerine birleşmiş olması, bunun İtalyan kökenli bir kavram olmasıdır. Mussolini önderliğindeki siyasi grubun üyelerini ifade eden faşizm kavramı, Antik Roma’da taşınan ve otoritenin sembolü olan balta demeti anlamına gelen fascio kelimesinden türetilmiştir (Whittam,  1995). Burada ifade edilen balta sembolü şefi temsil eder ve sopalar ve asalar da şefin etrafında itaatkar bir şekilde ilişkilendirilen örgüt üyelerini temsil eder. Sopaların her biri faşist olan bir vurucu kuvveti temsil eder (Can, 2009).

 

Faşizmin temel doktrinleri ve fikirleri 19. İtalya ve Almanya’da faşizmin ortaya çıkışı ve yükselişi çok hızlı oldu. 1919’da İtalya’da kurulan Faşist Parti’nin lideri Benito Mussolini 1922 yılında başbakanlığa atandı ve 1926’da tek bir partinin önderliğinde Faşist İtalya kuruldu. Naziler olarak bilinen Alman Nasyonal Sosyalist İşçi Partisi 1919 yılında kuruldu. Adolf Hitler’in liderliği bilinçli olarak Mussolini’nin faşist yönetimine örnek oldu. 1933’te Hitler Almanya Şansölyesi olduktan sonra Almanya Nazi diktatörlüğüne dönüştü. Bu dönemde Avrupa’nın birçok yerinde demokrasi çökerken, demokrasinin yerini sağcı, otoriter veya açıkça faşist rejimler aldı (Griffin, 1993).

 

  • Faşizmin Temel Kavramları

 

Faşizmin temel kavramları anti-rasyonalizm, mücadele, liderlik ve elitizm ve aşırı milliyetçiliktir. Tüm radikal ve aşırı Aydınlanma karşıtı görüşler faşizmde politik ifade yi buldu. Anti-rasyonalizm faşizmi birçok yönden etkilemiştir. Faşizm, anti-entelektüel yönünü soyut düşünceyi küçümseyen ve hareketten hoşlanan anti-rasyonalizmden alır. Hitler ve Mussolini gibi faşizmin önemli ideologları, teori ve fikirlerle ilgilenen propagandacılardı. Faşizme göre, en güçlü ve en hızlının hayatta kalmasını sağlayarak insanlığın gelişimini sağlamanın tek yolu mücadele ve rekabettir. 1944’te Hitler üst düzey yöneticilerine “zafer güçlüler içindir, ölüm zayıflar içindir.” dedi. Özellikle Nazi Almanyası’nda liderliğe faşist yaklaşım, Friedrich Nietzsche’nin üstün kişi (Übermensch) fikrinden etkilenmiştir. Faşistler üstün bir insan idealini tartışılmaz bir siyasi lider teorisine dönüştürdüler. Faşist liderler sıradan liderlik kavramından kendilerini aşmak için farklı isimler kullandılar; Mussolini, Dük II ve Hitler unvanını Der Führer olarak taçlandırdı. Bu şekilde liderlik, sadece o lidere ait karizmatik otoritenin bir ifadesi haline gelmiştir. Faşizm, Birinci Dünya Savaşı’ndan önce avrupa emperyalizmi ve evrensel milliyetçilik (pan-milliyetçilik) biçimlerinde görülen yayılmacı ve şovenist milliyetçilik geleneğinin aşırı bir versiyonunu benimsemiştir. Bu gelenek, ulusları eşit ve bağımsız varlıklar olarak değil, egemenlik için savaşan doğal düşmanlar olarak görür. Faşist milliyetçilik, Farklı kültürlere ve ulusal geleneklere saygı duymadan, Tek Ulus’un diğerlerine karşı üstünlüğünü savunur. Nazizm içindeki ırkçı milliyetçilik, Almanların “üstün ırk” olduğuna inanan “Arianlar” tarafından savunuldu (Heywood, 2012).

 

  • Faşizmin Çeşitli Türleri ve Evrimi

 

Faşizmin iktidarda olduğu Alman Nazi rejimi, İtalya’da Mussolini, İspanya’da Franco, Şili’de Pinochet ve Endonezya’da Suharto dönemleriyle özdeşleşmiştir.

 

Mussolini önderliğindeki İtalyan faşizmi faşizmin ilk kitle hareketiydi. Diğer ideolojilerde olduğu gibi faşizm de entelektüel anlamda belirli aşamalardan geçti. Bu konuda önde gelen isim hiç şüphesiz Faşist İtalya’nın ideolojik söylemini geliştiren İtalyan Giovanni Gentile’dir. Gentile’e göre, faşizmi özetleyecek ana cümle “bu ideoloji bir düşünce ve eylem hareketidir”. Bu nedenle, yaşamı çevreleyen organize birlik faşizmin önemli açıklamalarından biridir ve bireylerin devletin çıkarları dışında bir amaca sahip olması mümkün değildir. Faşist sistemin sosyalizm ve “yönetilmeyen” kapitalizm arasında üçüncü bir yol olduğunu iddia eden Mussolini, ‘İtalya’da sosyal sınıf yoktur, sadece İtalyanlar vardır’ sloganıyla anti-sosyalist bir sınıfsızlığa da vurgu yaptı (Macit, 2013).

 

Faşizmin ortak değerlerini ve ilkelerini belirlemek mümkün olsa da, faşist İtalya ve Nazi Almanyası’na baktığımızda, faşizmin farklı ve hatta zıt inançlardan etkilendiğini görüyoruz. Faşist rejimler ve hareketler iki temel gelenekten birine karşılık gelir. Birincisi, İtalyan faşizminde olduğu gibi tüm gücü elinde toplayan totaliter devletin anlayışı, ikincisi ise Alman Nazizmi’nde veya nasyonal sosyalizmde ırk ve ırkçılığın anlaşılmasıdır. Totaliter faşizmin popülaritesi Soğuk Savaş sırasında zirveye ulaştı. İtalyan faşizmi bir tür devlet ibadetidir. Filozof Giovanni Gentile’ye (1875-1944) göre, “her şey devlet içindir, hiçbir şey devlete karşı olamaz, hiçbir şey devlet dışında olamaz” Mussolini’nin çok sık tekrarettiği bir formüldür. Yani bireyin politik sorumlulukları kesindir ve tüm hayatını çevreler. Bir vatandaşın, en azından sorgusuz sualsiz itaat etmesi ve sürekli olarak bağlı olması beklenir. Tam tersine, Naziler devleti devlete tapmaktansa amaçlarına ulaşmak için bir araç olarak görüyorlar. Hitler, yaratıcı gücün Alman ırkından geldiğini belirterek devleti sıradan bir araç olarak görüyor. Nazi ideolojisi,ırkçı Anti-Semitizm ve sosyal Darwinizm’in birleşmesi sonucu ortayaçıkmıştır. Anti-semitizmin doğası 19. yüzyılda siyasi ve sosyal konularda “yarı bilimsel” fikirler üreten “ırksal bilim”in yükselişi, Yahudiliği dini, ekonomik ve kültürel bir grup konumundan ırksal bir konuma getirdi. Bundan sonra, Yahudiler kaçınılmaz olarak saç rengi, yüz şekli ve kan gibi biyolojik faktörler tarafından tespit edildi. Bu nedenle anti-semitizm, Yahudileri zararlı ve aşağılık bir ırkçı klişe olarak algılayan daha karmaşık bir ırk teorisine dönüştü (Heywood, 2012).

 

  1. Sosyalizm-Faşizm Etkileşimi ve Karşılaştırması

 

Mussolini ve Hitler bazen kendi fikirlerini bir “sosyalizm” biçimi olarak ifade ettiler. Mussolini eskiden İtalyan Sosyalist Partisi’nin önde gelen isimlerinden biriydi ve partinin Avanti gazetesinin editörüydü. Almanya’da Nazi Partisi’nin siyasi çizgisine “Nasyonal Sosyalizm” adı verildi.  Faşizm ve sosyalizm arasındaki açık rekabete rağmen, faşistler bazı sosyalist fikir ve görüşlere karşı bir eğilime sahiptiler. Birincisi, orta sınıfın altındakiler kapitalizme, büyük işletmelere ve finans kurumlarına karşı kin besliyorlardı. İkincisi, sosyalizm gibi faşizm de kapitalizmin burjuva değerleriyle çelişen kolektivist bir anlayışı benimser. Faşizmde toplum bireyden daha önemlidir. Üçüncüsü, faşist rejimler kapitalizmi kontrol etmek için sosyalizm benzeri ekonomi politikaları uyguladılar. Faşizm, komünizm karşıtı bir hareketten çok anti-kapitalist bir hareketti. Faşizmin temel amacı, işçi sınıfını Bolşevizm ve Marksizmden uzak tutmak, eşitlik ve dayanışma gibi değerlerin ön planda olmasını engellemekti. Faşistler ulusal birlik ve bütünlüğe bağlıydılar. Irk ve ulus ortaklığının sosyal sınıfın ortaklığından daha güçlü olmasını istediler (Heywood, 2012).

 

Sosyalistler geleneksel olarak halkın katılımına dayalı radikal bir demokrasi biçimini benimserler. Faşistler totaliter demokrasi çemberinde fikirleri benimserler. Gerçek bir demokrasinin mutlak bir diktatörlük olduğu fikrini taşırlar. Sosyalistlerin devlet konusunda çelişkili görüşleri var. Marksistler, sınıflar arasındaki mücadeleyi düzenleyen devlet ve sınıf sistemi arasındaki bağlantıyı vurgularlar. Diğer sosyalistler devleti ortak iyiliğin somutlaşmış hali olarak görürler ve bu nedenle hem sosyal demokrat hem de devletçi-kolektivist sosyalizm biçimi devletin müdahaleciliğini destekler. Totaliterliğe olan inançları nedeniyle, faşistler, özellikle İtalyan geleneğinde, devleti ulusal toplumun bütünlüğünü yansıtan üstün etik ideal olarak görürler. Naziler devleti Içinde ırk ya da ulus olan bir damar olarak görüyor. Sosyalistler eşitliği temel bir değer olarak görmekte ve özellikle toplumsal eşitliği desteklemeleridir. Faşistler, liderler ve destekçileri, dünya ırkları ve çeşitli uluslar arasında olduğu gibi, insanlığın radikal eşitsizliktarafından damgalandığına inanırlar. Sosyalistler, ulusu, toplumsal adaletsizliği ve düzeni korumak ve korumak için insanlığı yapay bölünmelere iten istenmeyen bir olgu olarak görme eğilimindedirler. Faşistler ulusu organik olarak Birleşmiş Sosyal Bütünlük olarak görürler, genellikle ırktarafından tanımlanırlar, bu da bireysel varlığa anlam verir. Sosyalistler genellikle tamamen baskıyla özdeşleştirdikleri ve genellikle güçlü ve ayrıcalıklı ların çıkarlarıyla ilişkilendirdikleri otoriteye şüpheyle yaklaşıyorlar. Faşistler otoriteyi, sıra dışı (benzersiz değilse) yetenekli bir bireyin sahip olduğu kişisel liderlik veya karizmanın bir alameti olarak kabul eder. Sosyalistler genellikle özgürlüğü olumlu terimlerle algılarlar. Faşistler, bireysel özgürlüğün her türlüsünün anlamsız olduğu gerekçesiyle reddederler.

 

 

 

 

 

 

Kaynakça

 

Alexander, J. (2014). The major ideologies of liberalism, socialism and conservatism. Political Studies. doi: 10.1111/1467-9248.12136.

 

Can, N. (2009). Şiddetin ideolojik yüzü ya da faşizmin korunan baltası. Atatürk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 13(1).

 

Coxall, B., Robins, L. and Leach, R. (2003). Political ideologies: The battle of ideas. In: Contemporary British Politics. Palgrave, London. https://doi.org/10.1007/978-1-349-14821-9_4.

 

Eguren, F. (2017). Socialism in the Twenty-First Century and Neo-liberalism: Diverse ideological options do not always generate different effects. International Development Policy, 9(1), 105-127.

 

Griffin, R. (1993). Faşizmin doğası, çev. A. Selman, İstanbul: İletişim.

 

Gronow, J. (2016). On the formation of Marxism: Karl Kautsky’s theory of Capitalism, the Marxism of the Second International and Karl Marx’s Critique of political economy. Historical Materialism Book Series, No. 113, ISBN 978-90-04-30665-3, Brill, Leiden, http://dx.doi.org/10.26530/OAPEN_613393.

 

Harrison, K. and Boyd, T. (2018). Socialism. In Understanding political ideas and movements. Manchester University Press. DOI: https://doi.org/10.7765/9781526137951.00015.

 

Heywood, A. (2012). Political ideologies: An introduction. (5th Edition). Palgrave Macmillan.

 

Hindmoor, A. (1997). Socialism and entrepreneurship: A rational choice approach to an issue of compatibility. PhD Thesis. London School of Economics and Political Science.

 

Macit, M. H. (2013). Faşizmin resmi düşünürü: Giovanni Gentile. Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyal Bilimler Dergisi, 50.

 

Vincent, A. (2009). Modern political ideologies. (3rd Edition). Wiley-Blackwell.

 

Whittam, J. (1995). Fascist Italy, Manchester: Manchester University Press.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Avatar

Yazan:

Ozan Saraçlar

Ozan Saraçlar, 26 Ekim 2002 tarihinde İstanbul'da dünyaya gelmiştir. Lise eğitimini Çevre Koleji'nde tamamlamıştır. Üniversite eğitimine Bahçeşehir Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler bölümünde devam eden Ozan Saraçlar, daha önce yazdığı Cambios En El Sistema Educativo Escolar başlıklı yazısı ile UNESCO tarafından sertifika ile ödüllendirilmiştir. İngilizce, Türkçe ve İspanyolca dillerinde yazı çalışmaları bulunmaktadır.