Deneme,  Toplum

Esintiler Fırtına Getirir

Akıl insanın en büyük mekanizmasıdır fikirler ise bu mekanizmanın temel parçasıdır. İnsan fikirlerine ne kadar güvenirse o derecede başarılı olabileceğine de inanır aslında ama fikirleri toplum tarafından yadırganıp kabul görmez korkusu maalesef bazı kişilerde hâkim durumda bu da insanları bir şeyler üretip yeni fikirlerden uzak tutuyor. İnsana çağrışım yapan dış etkenler örneğin düşüncelerini geliştirmez mi ya da bu esintiler birikerek daha üst boyuttaki hayalleri getirmez mi? Belki de bu hayaller bir insanın hayatındaki en büyük kilometre taşı olacak ve hayatının dönüm noktası olarak nitelendirebilecek.  

Şimdi size şu soruyu sormak istiyorum: Aklımızdaki bu ufak esintilerin neden büyümesini istemiyoruz? Kendimizi geliştirebileceğimizi bilmemize rağmen sırt çevirip garipsenmekten korkuyoruz? Bunların da cevabı aslında açık. Günümüzde insanlar etrafındaki kişilerin düşüncelerine ne yazık ki saygı göstermiyorlar aksine küçümsüyorlar bize düşen de bu ön yargıları kırmak olmalı aslında. Örneğin, 1907 yılında üniversiteli bir genç olan James Casey arkadaşından sadece yüz dolar alarak bir kurye şirketi kurdu. Bu şirket ilk kurulduğu yıllarda giriş kattaki merkezlerine gelen telefonlar üzerine kuryeler, ayak işlerine koşar, paket teslim eder ve notlar, bavullar ve lokantalardan yemek tepsileri taşırdı. Çoğu teslimatları yaya yaparlar, uzak mesafeler içinse bisiklet kullanırlardı. James bu firmayı kurduğu zaman sloganı: “En iyi hizmet ve en düşük fiyatlar.” olmuştu. Şimdi ise bu şirket günümüzün en bilinen kuryelerinden biri olarak hizmet vermektedir. 19 yaşındayken daha üniversitede eğitimine devam eden bir genç aklına gelen ufak bir fikirle çevresinin vereceği tepkileri göz ardı ederek bu firmayı kuruyor ve günümüze geldiğinde belki de kendisinin bile tahmin edemeyeceği bir başarıya ulaşıyor. Aynı başarıya biz neden imza atamayalım? Bazı şeyleri başarmanın en güzel yolu onu yapabileceğine inanmaktan da geçer. “İnanmak başarmanın yarısıdır.” sözü de bunu anlatan bir sözdür aslında. 

Her insan doğduğunda bir şeyi başarmak için doğmaz zaman geçtikçe fikirleri yetiştikçe hayalleri güçlenir ve o hayaller aslında o insanın umut ışığı olur. Kim inanırdı ki sakat bir çocuğun günün birinde dünyanın en hızlı arabasını yapabileceğine, kimse inanmazdı değil mi bu “işe yaramaz” olarak nitelendirilen çocuğun bunu yapacağına ama o inandı kafasına koydu en sonunda da başardı. En büyük hayali olan o arabayı yirmi iki yaşına geldiği zaman gerçekleştiren Enzo Ferrari “sakat adam arabası” ile birinci olduğunda herkesi şaşkına çevirdi. Bunu başaran Ferrari bir sene sonra zamanın en hızlısını da yapmayı başaracaktı. Bugün ise Ferrari en iyi araba üreticilerinden biri olarak yoluna devam etmekte. O dönemlerin teknolojisi ve toplum yapısıyla şimdiki teknoloji ve toplum yapısını kıyasladığımızda birbirinden çok daha farklı olduğunu fark edebiliyoruz. Günümüzde kendimize ve aklımıza gelen “ufak” esintilere inanırsak James veya Enzo’dan daha iyi şeyler neden başaramayalım ki?  

Tek yapmamız gereken toplumun düşüncelerimize karşı olan ön yargısına aldırış etmemek. Neden mi? İnsan kendisiyle yarışmalı. Bugün yaptığının daha iyisini yapabilmek için mücadele etmeli. Bir kitap yazarı bugün yayımladığı romanıyla ün kazanmış dahi olsa başka zamanda yayınlayacağı romanında daha iyisini yapmak zorundadır. Kişilerin fikir yapısı bir telefon yazılımıyla benzerdir aslında. Her sene telefonlarımıza nasıl güncelleme geliyor ve bunu yapmazsak telefonumuz bozuluyorsa fikir yapımız da böyledir düzenli olarak güncellemezsek bizim de fikir yapımız bozulur ve çağımızın gerisinde kalır, ayak uyduramayız.   

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Content is protected !!