Öykü,  Psikoloji

Elveda Acınası Dünya

Soğuk ve rüzgârlı bir sabaha uyandım yine. Bir insan, kendini ne kadar sorgulamak istemezse ben şu an o kadar sorgulamak istiyordum. Gözlerimi her kapadığımda gözümün önünde canlanan şeyler beni artık bıktırmıştı, bunun bir sonu olmak zorundaydı ya da gelmeliydi. “Yeter” diye iç çekmek, yaşamaktan zordu. Kendimi sizin yerinize koyup dünyayı dışarıdan izlemeyi denedim ama başaramadım. Belki de sizin gibi olamadığım içindi, bilmiyorum. İnsanlara yabancı kalamıyordum sonuçta. Oysaki bazı insanlar bunu ne de güzel yapardı, değil mi?

Gece size kendisini açıp sabahında karşınızda dertleşen insanların kaçı sizi hayatında tuttu, sayabildiniz mi? Hayır. Saymadınız değil, sayamadınız. Gülümsediniz sadece, acınası bir hayatınızın olduğunu düşündünüz ve makus talihinize bakıp güldünüz. Gözler, ağlamak için vardır diye biliriz belki de çoğumuz ve gözümüzden akan yaşları kimimiz güçsüzlük diye biliriz. Oysaki o yaşlar duygularımızın beden bulmuş halidir. Anlamlandırmaya çalıştığımız onca şeyi içinde barındıran bir vucüt olan yaşlarımız, bize her gece bir şeyler anlatır ama dinlemeyiz. Sonra da dünyayı ve hayatı suçlarız boşluğa düşünce. 

Rüzgârların ötesindeki dünyaya ulaşmayı deniyordum. Açıldığım gemiye bakınca “bu gemiyle böyle bir denizde nasıl gider ki” dediğinizi duyar gibiyim. Biliyorum, yetersiz bir gemiyle bu yola çıktığımı ama yine de denemekten ne zarar gelirdi? Bilmediğimiz birçok şeyi zaten denemekten korktuğumu için bilmiyorduk. Bilinmezliklerin esiri olmaktansa bilinmeyeni çözmeye yol alırken batmak daha cazipti. Tarifi mümkün olmayan bir huzursuzluk içinde ilerlerken ilerideki dalgaları hissetmeye başlamıştım bile ama daha birkaç mil daha vardı oraya, biraz derin nefes alabilirdim. 

Sallandığımı hissediyordum, sular dolmaya başlamıştı yavaş yavaş, birazdan da batacaktım muhtemelen. Batsam da çok önemli miydi? Açıkçası pek değildi ama yine de onunla zihnimde son kez karşılaşmak isterdim. Boğulmadan önce, daha doğrusu bedenim boğulmadan önce çünkü duygularım çoktan boğulmuştu, son kez gülmek isterdim. Sular dolmaya devam etse de hâlâ batamamıştım, öylece süzülmekteydim sular üstünde. 

Ne kadardır denizin üstünde olduğumu bilmiyordum. Zamanı gösterecek hiçbir şey almamıştım, aynı şekilde yolu gösterecek bir şey de yoktu yanımda. Kaybolmak için çıktığım yolda ne yazık ki kaybolamamıştım. Bu hayal kırıklığı vermiş olsa da kaybolacağıma olan inancım henüz kaybolmamıştı. Kaybolup her şeyden ve herkesten kurtulacaktım, kurtulmalıydım. 

Kalbim her zaman olduğu gibi şimdi de işime köstek olmaktaydı. Ne zaman bana yardımı olmuştu ki zaten? Sürekli yanıltmaktan başka bir şey yapmıyordu kendimi bildim bileli. Adeta içimdeki yabancı gibiydi. Yine bir şeyler mırıldanıyordu ama duymamaya çalışıyordum. En sonunda bıkıp dinledim. Bu yolun bana zararı olduğunu söyleyip duruyordu. İnsanların içinden neden uzaklaşmak istediğimi bildiğini iddia etmekteydi ama bildiği hiçbir şey yoktu. 

Sallantılar gittikçe güçleniyordu. Muhtemelen birkaç dakika içinde batacaktım artık. Hayalimde de aklımda da tek bir şey vardı ama bunu yalnızca benim bilmem daha uygundu. Hissediyordum, sonunda başarmıştım. Rüzgârların arkasındaydım artık, yetersiz bir gemiyle de olsa hedefime ulaşmıştım. Geriye sadece batmak kalmıştı artık, o da birazdan gerçekleşecekti. Kurtuluyordum senden dünya, bir daha yüzünü görmeyecektim. Bunca zaman sana karşı sabrettim, direndim ve en sonunda kazandım. Deniz, hareketlenmeye başlamıştı, büyük bir dalga gelmekteydi.

Büyük bir dalga gemime çarpmıştı ve gemim ağır hasar almıştı. Sallantılar yerini yavaş yavaş batmaya bırakmıştı artık. O sırada gemimin arka tarafının suya gömülmekte olduğunu hissettim, sonra ortalarına doğru geldi eğim ve artık suların dibine çökmekteydim. Seninle olan maceramın son saniyeleriydi dünya, o kadar mutluydum ki artık. 

Hani insanlara bazen son cümlelerini sorarlar ya, benim de sana son bir sözüm var: Elveda, acınası dünya!

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Content is protected !!