Röportaj

Edebi Fotoğrafçı; ZEKERİYYA AKBAŞ Röportajı

1-Türkiye’de değeri bilinmeyen genç bir yetenekten söz edeceğiz. Hem fotoğrafçı hem bir şair. İz kitabının yazarı; ZEKERİYYA AKBAŞ bize kendinizden kısaca söz eder misiniz?

92 Kütahya doğumluyum memur bir ailenin son ferdi olarak sonbaharın tam sonunda dünyaya geldim.

Anadolu üniversitesi Malive mezunuyum ve aynı zamanda Atatürk üniversitesi Fotoğrafçılık ve kameramanlık öğrencisiyim. 

2-Fotoğraflarınızı çekerken tam olarak ne hissediyorsunuz, süreç nasıl işliyor? Önceden mi ayarlıyorsunuz yoksa fotoğrafı çektikten sonra mı ortaya eşsiz görüntüler çıkıyor?

Sokağın gücüne akışına ve o kargaşanın ortasında insanların bana anlattıkları çok şeyler olduğuna inancım her zaman çok yüksektir sokak fotoğrafçılığında kurgu olayım yok. En çok gözetmem gereken zamandır. Sürekli akıp gider kendi döngüsünde onu yakalamam lazım “ömrümüzden gittiği gibi akıp gidiyor”

-İz projesi sadece kurgu olarak çekildi.



3- Fotoğraflarınızda ve eserlerinizde topluma yansıtmak istediğiniz bir mesaj, düşünce tarzı var mıdır?

Evet, iz projesindeki fotoğraflar kadına şiddet, çocuk gelin ve pedofiliyi soyut olarak anlatım yapmak isteğimle beş yıl önce doğdu. Ve amacım sosyal sorumlulukta elimi taşın altına koyanlar arasında olmaktı. Sonrasından İZ büyüdü ve kitaplaştı.

4- Sokak fotoğrafçılığının zorluğundan bizlere bahseder misiniz?

-En zoru, en güzeli, zıtlıkların var olduğu, duyguların en yoğun yaşandığı ve her köşe başı farklı bir olgu ve olayla karşılaşabileceğin yerdir. Çünkü sokak fotoğrafçılığı çok kapsamlı bir alandır. Zorluğu da güzelliği de burada saklıdır.

Ama ben çok fazla geri tepki almadım o insanlara yaklaşım konusunda da dilimin ve evrensel dil olarak gülümsemenin gücüne güvenirim ve öyle yaklaşırım.


5- Fotoğraf çekmek basit iş diyebilir miyiz, elinde kamera olan bu mesleği yapabilir mi? Sertifika ve diploma gerekli midir? Her insan fotoğrafa sanatı yansıtabilir mi? Düşünceleriniz nelerdir…

-Teorik olarak alınan sayısal ya da sözel eğitimler uygulama yapmadığın sürece çok kalıcı ve sağlıklı olmuyor. Görebilmek anlatabilmek hissedebilmek hissettiğini anlatabileceğine inanmaktır fotoğraf. Görsel bir sanattır. Ve beyinsel olarak görsellik çok büyük yer kaplamaktadır.

6- Şairlik ve fotoğrafçılıktan birini seçecek olsaydınız hangisini seçerdiniz? Yoksa bu sizde ayrılmaz bir ikili midir?

– İkisinde de amatör olduğumu iddia ediyorum ama şiirlik değil de her fotoğrafın bir hikayesi olduğuna inanıyorum. İkisinde anlatmak istediği duygular var ama yoğunluğu ve algısı farklı yönde birleştirmek kuvvetlendirecektir.

7- Kitap çıkarma süreci zorlu olduğunu herkes bilir, siz kitap çıkarırken neler yaşadınız. Kitap çıkarma fikri nasıl oluştu, ne kadar sürede harekete geçtiniz?

-Evet piyasada şu anda İZ adlı kitabımız var. Ama bu sosyal sorumluluk olarak çıkan inceleme kitabı ve 5 seneye yakın bir çalışma sonucu olan bir kitap.

Duyguları ve insanları anlatan şiir kitabının “Ahmed Arif’inde dediği gibi dinlenmesi” gerektiğini düşünüyorum. Belki bir bu kadar daha dinlenmeli ve demlenmeli.

8-Emeğinizin karşılığını aldığınızı düşünüyor musunuz?

 

-Âdemoğlunun takdir ve teşekkürden bu kadar uzak olduğu bir dönemde taş atmak kolayken bunları yapmak suretinde sence ne kadar değer görürsün.

Olabildiğince 🙂

9- Bir fotoğrafın işlemleri arasında en zorlu olan editleme kısmıdır kendimce. Siz fotoğrafı editlerken her ayrıntısına dikkat eder misiniz? Fotoğraf editlemek sizin için nasıl bir işlem?

-Tabi teknolojik açıdan bakınca fotoğrafçılığın ikinci ayrılmaz parçası işlem sürecidir. Yani budur. Olabildiğince vizörden bakınca renk, ışık ve kompozisyon unsurlarına dikkat etmeye çalışıyorum ama illaki işlem yapmadan da geçemiyorum.

10-Fotoğraf çekmek için illa profesyonel kamera gerekli midir, yoksa telefonlarda iş görür mü? Kamera almak isteyenler nelere dikkat etmeli?

-Şu anda ki teknolojide fotoğraf makinası MP’inden fazla MP’i fazla olan telefonlar var yok değil ama çözünürlük işleme ve kalite bakımından ben yeterli görmüyorum. Günümüz oraya doğru gitmiyor değil ama ben eski kafalılığımla kilolarca ağırlıkta makine taşımaktan ve onun hazzından vazgeçemiyorum.

11-Fotoğrafçılığa ve yazarlığa adım atmış gençlerimize tavsiyeleriniz var mıdır? Nasıl bir yol izlemeleri gerekir?

-Her zaman diyorum aceleci davranmamalı, fotoğraf konusunda keskin kurallar var bunları çok iyi öğrenmeli ve çok fotoğraf izleyip incelemek gerekmektedir.

Yazarlık konusunda ise, çok kitap okumak kelime dağarcığını geliştiriyor ve duygu aktarımını kuvvetlendiriyor. Ve yazılarının ertesi gün çıkmaması taraftarıyım. Demlenmek ve dinlenmek çok önemli.

12- En sevdiğiniz kitap, yazar, fotoğrafçı, ressam ve en sevdiğiniz filmi bize söyler misiniz?

-Kitap ve yazar ayırt etmeden, Nazım Hikmet ve bütün kitapları diyebilirim.

Nokta atışı dersen Memleketimden İnsan Manzaraları derim. 🙂

Fotoğrafçı olarak Türk ise benim kendi hocam olan Okan Yılmaz, dünya çapında ise ayrı bir merakım olan savaş fotoğrafçılığı alanında Magnum Photos kurucusu Robert Capa derim.

Film konusunda insanlığı ve insani duygularından olan dramı anlatabilen ve savaş filmlerine bayılırım.

Örneğin: The Pianist, Esaretin Bedeli diyebilirim.

13- Bu döneme ait olduğunuzu düşünüyor musunuz? Seçme şansınız olsaydı hangi dönemde yaşamak isterdiniz?

-Teknoloji içindeyim ama teknolojinin bizi körleştirdiğini düşünüyorum. Çok fazla bel bağlama taraftarı değilim. İddialarıma göre materyalist değil daha çok minimalist yaşama taraftarıyım. Yani bir 70’ler 80’ler her zaman cazip gelmiştir.

14- Gece fotoğraf çekmek zorlu bir süreç olmalı, gece fotoğraf çekerken neler hissediyorsunuz?

-Benim kaçış noktam tamda burası gece fotoğrafçılığı bana bir yandan sakinliği ve dinginliği diğer tarafından ise gökyüzündeki kargaşayı ifade ediyor.

15- Portre fotoğrafçılığında genelde yaşlı insanları tercih etmişsiniz, sizin gördüğünüz resmi, duyguyu tam olarak anlatır mısınız?

 

-İfadesi, duruşu, bakışı, çizgileri, anlattıklarıyla, sustuklarıyla, sersem ve serkeş hayatın yüzündeki taşıdığı çizgileriyle çok şeyler anlatıyor.

16- Fotoğrafçılıkta ve yazarlıkta denemek istediğiniz farklı teknik var mıdır? Daha önce yapmadığınız ve yapmak istediğiniz bir eylem?

 

-İllaki var üzerinde çalışmak istediğim projeler ama burada çok fazla açıklama taraftarı değilim. Zamanla yavaş yavaş çıkacak ortaya. 🙂

17- İnsan şehir şehir gezmeden sadece tek bir şehirde yaşayarak çok güzel fotoğraflar elde edebilir mi? Seyahat etmenin fotoğrafçılıktaki önemi nedir sizce?

-Fotoğraf için gezmek, farklı insanlar yüzler tanımak, gizli kalmışı gösterme çabası bana fotoğrafçılığın kattığı en güzel olay.

Ama sadece şehrinin sokaklarında bile çok fazla olguları keşfedebilirsin. Benim Âlem-i Kader projem sadece yaşadığım şehirden çıkmıştır.

Alemi Kader

18-Çocukluğunuzda da yazarlık ve fotoğrafçılığa merakınız var mıydı? Her insan çocukluğunda olmak istediği mesleği düşünür siz ne olmak istiyordunuz?

 

 

-Çocukluğum tek hayalim vardır “baba olmak” iyi, güzel bir baba olmak.

Mesleki açıdan hiç düşünmedim herhalde 🙂

19- Doğa fotoğraflarınızı takdir etmek gerekiyor. Vincent Van Gogh’un yıldızlı gece şaheseri gibi Zekeriya Akbaş’ında Yıldızlı fotoğrafları var diyebilir miyiz? Tam anlamıyla mükemmel. O yıldızlar fotoğrafta nasıl oluyor, gerçek yıldızlar mı yoksa photoshop var mı?

– Dünyaca ünlü bir ressamla kıyaslanmak güzeldi ama yanından geçemem ama ikisi de görsel sanat olarak geçen ama farklı kulvarlarda boy gösteren dallar.

Benim çektiğim yıldız fotoğrafları gerçek ama ufak tefek üzerinde renk ve ışık oynamaları yapıyorum. V.Van Gogh’ un böyle bir geri dönüşü ya da düzeltmesi olamamıştır herhalde 🙂



20- Çevrenizde sizi destekleyenler ve eleştirenler var mı, fotoğrafçıyım, yazarım dediğiniz de nasıl tepkiler alıyorsunuz? Eleştiriler sizi nasıl yönde etkiliyor?

 

-Daha önce de belirttiğim gibi yazarlık statülüsünde hiçbir zaman görmedim. Fotoğrafçılık konusunda da kendimi amatör olarak nitelendiriyorum.

Destekleyenlerim var ama yine daha önce dediğim gibi takdir ve teşekkürden o kadar uzağız ki bende onlara gerek kalmadan kendi eleştirimi kendim yapıyorum.

21- Şiirleriniz yoğun duygular içeriyor, bu şiirlerin ana kaynağı nedir, şiir yazdıktan sonra toparlanmış mı hissediyorsunuz yoksa dağılmış mı? Şiir yazmayı bir sözle anlatsanız, bu ne olurdu?

– Yaşadıklarım değil de yaşamak istediklerimi yaşıyorum ben.

Şiir yazmakta üstünde bir şiir yazayım diye kağıt önünde bekleyerek olmuyor bende

anlık bir olay bir kelime sayfalarca yazdırdığını biliyorum.

 

22- Münzevi, Sinada, Buluntu kutusu, Yazı-yorum, 1Kafa sesi ve diğer proje kitaplarında sizden satırlar bulunuyor, yazdıklarınızı bir dergide görmek, insanların okuduğunu bilmek nasıl bir duygu? Elinize alıp adınızı gördüğünüzde neler yapıyorsunuz. O dergileri bir köşede biriktiriyor musunuz?

-Duygularına, düşüncelerine ortak olduğumu anlatamadıklarını anlattığımı hissediyorum.

Ve bu beni mutlu ediyor. Elime aldığım dergide ilk önce kendi eserimi inceleyip diğer eser arkadaşların yazdıklarını detaylıca okumayı seviyorum. Evet, elimde çok fazla dergi var ve biriktirmeyi seviyorum.

23- Sizce Türkiye’de sanata verilen değer artacak mıdır? Gençler özellikle bu konuda biraz daha şanssız, maddi durumları yok ve ellerinden geldiğince bir çaba gösteriyorlar, o çaba da isimlerini ileri götürmede pek yararı olmuyor. Sizce gençler kendi başlarına yolarını açabilirler mi, bu mümkün müdür?

 

-Ben tek başıma çıktım ve tek başına yürüdüm aile içinde bile bazen bu denli kopukluklar oluyor ve destek göremiyorsun. Ama ben az da olsa adımı duyurduğumu ve başardığımı hissediyorum.

Türkiye’de sanat değerine gelirsek çok zor.

24- Çok fazla kitap okuduğunuzu duyduk, Bu disiplini nasıl geliştirdiniz. Günümüzde kitap okuyan insan sayısının azlığına bakarsak, sizi bu konuda içten tebrik etmem gerekecektir. Kitap okuma alışkanlığını nasıl edindiniz, kitap okumak size neler kattı?

 

-Vitrinde yaşamıyorum ben, örneğin: Sabahattin Ali kitaplarını kahve fotoğrafı çekip bir kenara atmak için almadım. Okumak, ortak olmak için aldım.

Evet, çok kitap okuyorum ama eksikliğini her zaman hissedip daha çok diye bağırışım olmuyor değil.

Ben kitap okumaya geç başladım ( lise ) ondan arayı kapatmam lazım 🙂

25- Okurlarınıza son söylemek istediğiniz bir söz var mıdır? Ve samimi düşünceleriniz, değerli cevaplarınız için teşekkürlerimi sunarım, umarım Zekeriyya Akbaş olduğundan daha fazla değer görür, kaybedilmemesi gereken bir yetenek…

 

-Gördüklerinizin ve hissettiklerinizin peşinden gidin. Bu yolda sözlü ve görsel anlatımın gücüne varın.

Herkesin söylemek istediğin sesini duyurmak istediği göstermek istediği bir olay ya da olgu vardır. Bunu mutlaka ifade etme yollarını arayın.

-Çok teşekkür ederim.

Zekeriyya Akbaş benim içten takdir ettiğim, sevdiğim bir arkadaşım. Sözleri, şiirleri çektiği fotoğraflarda kalbimi bıraktığım oluyor. Kendine has bir tarzı var. Aylar önce tanıştığımızda bile fotoğraflarını ilk gördüğümde anlamıştım bunu. Hani her fotoğraf kargaşayı hatırlatır ya, içinde bir mesaj olur. Fakat fark ettiğim bir his var ki, Zekeriyya’nın her fotoğrafı birbiriyle bağlantılı. Sanki upuzun bir hikayenin satırları gibi. Bütün olduğunda daha bir değerli. Fotoğrafçılığı evet herkes sevebilir, hobisini de yapabilir. Biz sanatçılar iyiyi ve kötüyü direk anlarız. Zekeriyya kendine ne kadar amatörüm dese de aslında o keşfedilmeyi bekleyen bir hazine, buluşu gerçekleştiren bir mucitten farksız. O benim gözümde profesyonel. Evet fotoğrafçı arkadaşım çok fazla var, çoğuda başarılı. Ben kimin otaya ruhunu koyduğunu anlarım. Zekeriyya’da ruhunu ve duygularını çok güzel yansıtıyor. 

Fotoğrafların daha fazlası için Zekeriyya’nın iletişim adreslerini aşağıya bırakıyorum. Okuduğunuz için teşekkür ederim…

İnstagram: @zekeriyakbas
Facebook: Zekeriyakbas
E posta: zekeriyyaakbas@windowslive.com

4 Yorum

  • Avatar

    Hakan

    Sanatın ve sanatçının değer görmediği bir ülkede sizin gibi çabalayan insanları gerçekten taktir ediyorum. Avrupada bir insan sanatçı ise onun işi sanattır, bizde karnını doyurmak için bir iş bulup bununla birlikte sanatını icra etmeye çalışıyor birde bunun üzerine küçümsenen gözlerle bakılıyor, ilk tepki boş işler bunlar! Temennim sanata ve sanatçıya hakettiği değerin verildiği günleri en kısa zamanda sizlerinde yaşaması. Röportaja gelince, sen bu işi çok sevdin. Sanırım sanatçı kişiliğinden kaynaklanan başkalarının hayatlarını, yaşadıklarını, çektiği sıkıntılar ve mutluluklarını en ince ayrıntısına kadar merakla araştırıyor ve belkide oradan kendin ve okuyanların dersler çıkarmasını sağlıyorsun. Merak uyandıran sorular sorup. cevabı daha bir merakla okutuyorsun. Hatta önce yazının uzunluğuna baktım, gözümde büyüdü sonra bir başladım okumaya bu defada kısa geldi sanki çabuk bitti.

    • Buse Malkoç

      Buse Malkoç

      Yorum için teşekkür ederim, en çok senin şu uzun yorumlarını seviyorum 🙂 Evet malesef Türkiye’de durum böyle ama çabayalan, yetenekli, ortaya emeğini koyanlar için bu yol zevkli olur. Bir sanatçı, ödül, para, ün istemez zaten. Evet değer, bilinsin ister ama şu yazılanlar, bir araya getirmek, yayınlamak ve bir kaç kişinin okuması o heyecanı artırıyor. Belki ben bu röportajı defalarca okumuşumdur. En az üç kez okudum o kadar zevkli. Normalde kendi yazdıklarımı okuyamayan biriyim. Evet çevremde boş iş diyen çok kişi var öncelik ailem ama bir şeyler yapıldığında ve bendeki tutkuyu gördüklerinde ses çıkarmıyorlar. Çevreme bile bunu bunu yaptım derken gözlerimin içinin parladığını ben bile çok geriden görebiliyorum. Sanatçının değeri yaşarken bilinmez. Tarih öyle bir şey ki, içinden sadece bir kaç insanın adı altınla yazılıyor. Onlardan olacağıma inanıyorum. Röportaj için teşekkür ederim. Burada kalsın istemedim. Dergilere de yolluyorum. Basılı olarak görmek lazım. Röportajı gerçekten çok seviyorum. Ama farklı insanlarla, aynı meeslekten olanlarla değil. Bitmesine üzüldüyseniz hiç sıkıntı yok daha uzunları gelecek. Normalde röportajlar max 10 soru olur. Ama ben öyle yapmayacağım. Çünkü gerçekten merak uyandırıyor. Ve o işi merak edenler için bir yol, öğretici bir belge niteliğinde. 🙂 Belki okurlarımızla da yaparız bir röportaj.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Kopyalanmaz, çoğaltılmaz, emeğe saygı!!