Deneme,  Eleştiri,  Toplum

Biz her insanın kaderini kendi çabasına bağlı kıldık.”(İsra-13)

Biz her insanın kaderini kendi çabasına bağlı kıldık.”(İsra-13)
Dünya kelimesi Türkçede büyük harfle mi yazılır yoksa küçük harfle mi? Ya da Türkçede bu Arapça kökenli “dünya” kelimesinin karşılığı olan kelime nedir? Dünyalar kadar malın olsun- veya – dünyalar kadar seviyorum seni cümlelerinde çoğul kullanılmasında çokluk anlamından başka kasıt var mıdır? Dünyanın dönmesinin gece ve gündüzü oluşturmaktan başka bir işleri var mıdır? Hep gündüz olsa uyumaz mıydık gerçekten? İnsanların dünyanın ve hayatın anlamını neden Tibet’te bir dağ manastırında yaşayan yaşlı bir Budist rahipte ya da kendini zindana kapatmış tefekküre ve zikre vermiş bir İslam bilgininde arar? İnsan gerçekten bir dağın tepesinde veya bir çilehanede mi bulur hayatın anlamını? Düşünmek mi buldurur yoksa kendiyle baş başa kalmak mı? Hayatın anlamı herkes için aynı mıdır? Hayatın anlamı hayatımızdaki eksiklikler mıdır? Herkesin hayatındaki eksiklikler hayatında belirginleşince mi aramaya başlar insan hayatın anlamını? Hayatın anlamı ne Tibet’teki buzlu çıplak tepelerde ne de duvarları rutubetli çilehanedeki tahta taburede bulunabilir oranın ehli olmayana… Peki İstanbul’da ne bulur boğaza karşı yemek yiyen her gün kız kulesini gören bir insan. Ya da Paris’te Eyfel’in altında sevgilisini öpen bir kız sevgilisinin duraklarında mı aramalı yoksa Eyfel’in çeliğinin gölgesinde mi? Hayatı anlamlı kılan güne uyandığında yanında gördüğün ya da gitmek istediğin kadındır. Formanı giyip saatlerce ilk düdüğü beklediğin maçtır. Hediye aldığın-binlerce lira verip- götürdüğün hediyeye sevindiğini gördüğünde onu mutlu ettim diye çıldırdığın aşktır. Bir halı sahada gol atmak, bir kavgada yumruk atmak, güzel bir kızı yatağa atmaktır.
Bütün bunların gölgesinde hayatın anlamını bulmak mümkündür. Oysa hayata anlamını vermenin temel prensibi hayatı monotonluktan uzak tutmaktır. Hayatın anlamı yaşamın her evresinde biraz çocuk olmaktır. Gerçi günümüzde çocuk olmanın da bilgisayar oyunu oynamaktan başka bir işlevi de kalmadı ama. Oysa eskiden çocuk olmak komşunun bahçesinden erik çalmaktı… Bisiklet isterdik babamızdan bilgisayar yerine ve saatlerce sıkılmadan misket ya da top oynardık. Hoşlandığımız kıza açılamazdık yine eskiden… Zaman öldürdü o güzel çocuklukları ve geriye bütün dediğim şeylerden uzak, bakkaldan ekmek almaktan aciz çocuklar kaldı.
Yeni nesil Android çocuklarımız ilkokulda arkadaşları ile tuttuğu takım yüzünden küsmeden büyüyor. Ve barışmanın hazzını; keyfini o küstüğü arkadaşından özür dilemenin (dileyebilmenin) mertliğini hiç yaşayamıyor. Artık hiçbir çocuk akşam ezanı ile girmiyor eve ve hiçbir çocuk arkadaşıyla beraber camiinin en arka safında namazda kıkırdamıyor. Çocukların dizleri yara olmuyor artık . O çocuklar 2000 yılının Galatasaray’ı ile beraber mazide kaldı…
Ve dünya öyle bir dönmeye devam ediyor ki; O günleri hayal eden insanlar dahi kalmadı. İnsanoğlu var olan, süren, devam eden güne o kadar hızlı adapte oluyor ki dün yaşananlar sanki tarih kitaplarının yıpranmış eski yapraklarında yaşanmış hikayesel olaylar. Bazen şüphe ediyorum kendimden… Eski şarkıları eski kitapları, eski futbolu özleyen bir ben varım gibi hissediyorum. Dünya bu denli vefasızca dönmeye devam ederken aynı oranda vefasız bir şekilde unutmaya devam ediyoruz. Var mı hiç o eski hikayelerdeki gibi yıllarca birini bekleyen aşklar?

ANARŞİST HOCA

 

Bir arada kalmışlığın hikayesi

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Content is protected !!