-Hep mutsuzsun. Benimle bir sorunun mu var gerçekten anlayamıyorum.

Şaşırdığı bir durum değildi. Hayatı boyunca kimse onu anlayamamıştı zaten. Yine de bir umut onu anlayacak insanın karşısına çıkmasını bekliyordu. Anlatarak değil, susarak anlaşılmak istiyordu. Bakışından veyahut da gözlerinin dalıp gitmesinden anlaşılmak istiyordu. Hiçbir zaman bir şeyler anlatmak ona cazip gelmemişti. Yine anlatmadı. Bak benim canım yanıyor demedi. Kendince bir hikaye uydurdu. İçini çekti. Cümleleri nasıl sıralayacağını bilmiyordu. Nasılsa devamı gelir diyerek anlatmaya başladı:

-Bak. Şu bardağı görüyor musun ? Su bardağını. Al şimdi eline. Mesela ben o suyu senden istedim ama getirmedin. Kalkıp almak benim için o kadar zordu ki.

-Neden su peki, suyla ne alakası var ?

-Su hayattır, derler ya. Anlamıyorsun değil mi, anlasan o bardak şu an benim elimde olurdu zaten. Senin değil. Daha öncesinde de o suyu başkasından istemiştim. Ne o getirdi, ne ben kalkıp aldım. Bir adım bile atamadım. Ben yıllarca içmedim o suyu biliyor musun ? Yıllarca kendimi o suya hasret bıraktım. Eskidi su.
Neyse günümüze gelelim. Öyle çok istedim ki senin getireceğin bir bardak suyu. Sanki benim sönüp giden hayatım o suyla canlanacaktı. Öyle çok inandım ki buna.

-Benden beklemek yerine gelip alabilirdin.

-Elbette. Ancak ona bir kere niyetlendiğim zaman alabildiğim tek şey ağzımın payı olmuştu. Tek damlasına muhtaç olduğum suyu sen başkasına kana kana içirmişsin meğer.

-Senin su istediğini de anlayamadıysam.. Neden bir kere de ben su istiyorum demedin ?

-Ben ömrüm boyunca kimseden bir şey istemedim ki. O suyu üzerime dökmeyeceğine nasıl emin olabilirdim..? Diğerini yapan insan bunu da yapmaz mıydı ?

-Haklısın.

Bunca şeyi haklılığını ispat etmek için mi yaşamıştı yani. Uykusuz geceler, baş dönmeleri, iş görmeyen ağrı kesiciler, durmadan akan gözyaşları… Bunların hepsi onun haklı olduğunun kabul edilmesi için miydi ? Saçlarını geriye attı, elleriyle gözlerini sildi ve ardından derin bir nefes aldı. Buruk bir gülümsemeyle bardağı işaret etti.

-Evet, haklıyım. Bardak da hala elinde.

Tekrar gülümsedi.Bardağı elinden aldı ve yere fırlattı. Dökülen su mu daha çok ıslattı etrafı yoksa gözleri mi, bilinmez. Sanki bardak gibi o da bin parçaya bölünmüştü o an. Haklı olmak hiç bu kadar canını yakmamıştı. Son kez gücünü toparlayıp konuşmaya çalıştı:

-Hikayenin sonunu tamamlamamda yardımcı olduğun için teşekkür ederim. Artık suya ihtiyacım olduğunu sanmıyorum. 

Nihal Yıldız

Yazan:

Nihal Yıldız

Nihal Yıldız, 11 Kasım 2001'de Kocaeli'de doğmuştur. Ertuğrul Kurdoğlu Anadolu Lisesinden mezun olmuştur. Şiir okumayı seven ve kitaplarla küçüklüğünden beri iç içe olan Nihal Yıldız, yazılarının çoğunu şiir üzerine yazmaktadır. Aynalar Ülkesi’nde bir yıldır yazarlık yapmaktadır.