Deneme,  Eleştiri,  Felsefe,  Psikoloji,  Sanat,  Toplum

TABULARI YIKMANIN PEŞİNDE

Tabuları yıkmak, ne iddialı cümle… Maalesef yalnızca söyleniş itibari ile ağız dolusu olup mana yönü ile pek bir şey ifade etmiyor artık. Günümüzün içi boşaltılan kavramlar furyasına kapılıp o eski geniş, derin manasından, bir dönemin (Freudların, Comte’ların, Eric From’ların) en çok peşine düştüğü psikolojik, felsefi ve hatta bir ucuyla kozmolojik konu başlıklarından biri olan kullanımından kopup onun bir zamanlar bir alt başlığı olan “ön yargıları yenmek” manasında kullanılmaya kadar sürüklenmiş bir kelime. Kelimenin zamanla çağa ayak uydurması aslında bizleri bu kadar irite etmez, etmemeli de…

Fakat bu evirilmenin oluş şekli normal bir süreçle dilin nefes alış verişleri gibi doğal olsa, bir kaç örnek vermemiz gerekirse; ‘aka’ kelimesi gibi ki bu kelime Göktürk Türkçesinde ‘saygı değer’ anlamına geliyorken zamanla kullanım sonucunda Eski Anadolu Türkçesinde saygı gösterilen kişilere (gündelik hayatta yada çevremizde bu rolü üstlenen yani kendisine saygı gösterilen kişiler hep öz yada manevi olarak onları bu konuma konumlandırdığımız büyük erkek kardeşler yani ağabeylerdir.) söylene söylene bu kişilere verilen isim haline gelmiş daha sonraki süreçte de ağabeye kadar evirilmiştir. Hakeza ‘amele’ kelimesi de bu şekilde anlam daralması yaşamış bir kelime olup kelime özünde ana dili olan Farsça’da ‘işçi, çalışan’ gibi manalara geliyor iken zam içerisinde kullanım olarak ‘ustalığı olmayan işçi, niteliksiz beceriksiz insan” gibi aşağılayıcı bir manaya daralmış olan kelime her ne kadar kötü bir anlam kazanmış olsa da dilin kullanımı ve bu anlam daralmasının oluşum süreci itibariyle bu süreç doğal bir süreçtir. Bu örneklerde görüldüğü üzere kelime yada kavramlarda anlam daralmaları doğal yollarla yaşandığı takdirde dil için zararlı değil, aksine yararlı ve onları zenginleştirici mahiyette olur.
Şöyle üzerine ve geldiği noktaya bakıp biraz düşününce Tabuları yıkmak kavramı aklıma 1984’ü getiriyor. George Orwell’ın 1984 isimli distopiasında: Halkı; geçmiş ve gelecekten, özgür düşünceden ve doğru, güzel olan her şeyden iktidar ve sonsuz bir bu gün anlayışı uğruna daimi bir baskı altına alan ‘Parti’nin’, ‘Büyük Birader’in’ bu amaçlarının bir başlangıcı ve daimilik garantisi olarak gerçekleştirmek istedikleri projeleri “Yeni Söylem” adı altında İngilizcenin yani dilin yeni bir versiyonunu üretmektir. Sanılanın aksine bu yeni versiyonda Parti’nin lehine olacak yeni kelimeler üretilmez ya da var olan kelimelere bu doğrultuda yeni manalar kazandırılmaya çalışılmaz. Aksine dil, insanların yeni, modern, özgür manalar üretememeleri hatta düşünememeleri ve ne konursa tabaklarına kabullenmeleri adına budanır.
Bu durumun niyesi yazar tarafından “çünkü insanlar kelimeler vasıtasıyla düşünür, özgürlük ifade eden kelime olmazsa kimseni aklına bu özgürlük denen şey gelmez.” diyerek açıklar. Nitekim haklıdır biz insanlar yani zihinlerimiz kelimeler, manalar ve yansımalar aracılığı ile düşünür ve tasavvur ederiz. Büyük Biraderin gerçekleştirmek istediği bu projenin gerçekleşmesi durumunda sonuç şöyle bir matematiğe götürür bizi; “özgürlük” artık bir ‘şey’ olamayacaktır. İşte bu ikinci oluş tehlikeli bir süreçtir. Nitekim sezdiğim kadarı ile “tabuları yıkmak” kavramının ve anlam yükü itibari ile örneklerini artıra bileceğimiz benzerlerinin uğradığı anlam daralmaları bu şekilde, tabiri caizse güdümlü bir anlam daralmasıdır.
“Tabuları Yıkmak” inandığım kadarı ile insanların keyfi olarak yani yararları için ortaya koydukları bir takım uygulamaları, inanışları zamanla Tanrı buyruğuymuşçasına kendisi için zaruri hale getirmelerine karşı Donkişot gibi Kürşat gibi yalın kılıç savaşmaktır. Bu söylediğim şeyleri biraz açmam ve sözün sonunda da olsa net olmam gerekirse; Makyajsız gelin bal gibi olur, çalgısız, yemeksiz düğün olur, öyle ledsiz, yemek odasız, duvar kağıtsız evler de güzel olur, inci, gümüş porselen takımları yerine kitaplardan da çeyiz olur, belediye seçiminde oy ne olursa olsun partiye verilmez ve “af” denilen olgu ‘tanımadığımız’ insanlar için değil, ‘dostlarımızın’ yanlışlarının bağışlanmasını kapsayan bir mekanizmadır.
İsmet ÖZEL “‘millet ne der?’ diye kahrolası bir put vardır.” derken işte tam manasıyla ‘Tabuları Yıkmamanın’ sonuçlarından bahseder şair. Kapitalizmin “Parti” gibi baskısını gün gün artırdığı ve gözünü dilimize, dillerimize diktiği 2019 dünyasında henüz tam manasıyla “Yeni Söylem”ler yürürlüğe girmemişken, yani düşünebiliyorken ve hislerimiz hala bir ‘şey’ iken fark edelim.

ANARŞİST HOCA
28.04.2019

Bir arada kalmışlığın hikayesi

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Content is protected !!